Herkese Selamlar,
Bu yazımda Airhawk Sele Pedi (hava destekli konfor sele) incelememi sizlerle paylaşacağım. Konfor sele almayı düşünen motosiklet severler için bir fikir vereceğini ümit ediyorum.
Daha önceki yazılarımda Xmax400 ile ilgili en önemli şikayetimin ergonomi olduğunu, özellikle uzun mesafeli sürüşlerde sırt ağrısı problemimin olduğunu belirtmiştim. Bu sebeple EPS köpük plakalardan sırt dayama çözümü ürettim ve gayet keyifli ve verimli olarak bu sırt dayama yastığını kullanıyorum. İlgilenenler için bu yazının linkini aşağıda paylaşıyorum:
http://motosiklet-dunyam.blogspot.com/2019/01/xmax-400-surucu-srt-dayama-cozumu.html
Xmax400 genellikle sert süspansiyona sahip bir scooter olduğu için konfor seviyesinin çok yukarıda olduğunu söyleyemem. Scooter lara has geniş sele yi de göz önüne aldığımızda konfor sele almayı açıkçası uzun süredir düşünüyordum. Alternatifler arasında göze çarpan ve kendini ispatlamış gibi görünen ürün ise Airhawk ın hava destekli sele pedi idi. Online motosiklet aksesuarları satan sitelerde genelde 1.000 tl civarında fiyatlara sahip olduğunu gördüğüm ürünü, yurt dışından gelen bir arkadaşım vasıtası ile yaklaşık 40% daha ucuza satın aldım.
Bu yaz gerçekleştirmiş olduğum İzmir-Kaş seyahati başta olmak üzere toplamda 1.300 km kadar kullanma şansım oldu.
Ürün bölümlere ayrılmış hava odalarından oluşan esnek plastik bir ped, dış kılıf ve sele sabitleme kayışlarından oluşuyor. Ben henüz bu kayışları kullanmadım.
Plastik ped in yan tarafında hava üflemeyi ve hava tahliyesini sağlayan bir valf bulunuyor. Kullanma kılavuzunda maksimum verim için kalçanızın sele ile teması kesecek şekilde minimum hava ile kullanılması öneriliyor.
İlk oturduğunuzda biraz garip hissediyorsunuz açıkçası. Zira kalçanız sele ile temas etmediği ve sağa sola veya ileri geri hareket edebildiği için, sele üstünde yüzme hissi biraz farklı geliyor en başlarda. Sürüş esnasında bu hareketlerin genel dengeyi ve sürüş konsantrasyonunu nasıl etkileyeceğini merak ediyordum açıkçası. 1.300 km den sonra bunun bir problem olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta eğlenceli bile diyebilirim.
Peki işe yarıyor mu?
Ben 1 saatlik sürüşler sonrasında genelde kalça uyuşması veya ağrıması problemi yaşardım. Mola verip biraz dinlenince sonraki 1 saatlik sürüş için tazelendikten sonra tekrar gidonun başına geçtiğimde, ilk 5-10 dakikada eski şikayetlerimin devam ettiğine çok şahit olmuşumdur. Bu çerçevede sonraki molalar daha sık ve daha uzun süreli olurdu.
Airhawk kullanınca durum şöyle gerçekleşiyor. Yine 1 saat sonra mola verme ihtiyacı duyuyorum, daha az seviyede de olsa yine kalça uyuşması veya ağrı oluyor. Ama fark şu: kısa bir mola dan sonra (3-5dk) bile tekrar seleye oturduğunuzda, uzun süre problemsiz, ağrısız devam edebiliyorum. Daha sık ve daha uzun molalar verme ihtiyacım olmuyor. Yani kalça ağrısı daha seyrek daha az şiddette oluyor.
Belirtmem gereken bir diğer konu ise oturuş pozisyonunuzun yükselmesi. Ben 189cm ile airhawk ve sırt yaslama aparatımı kullandığımda biraz motosikletin "üzerine konmuş" gibi oldum. Yani almadan önce, airhawk kullandığınızda kendi motorunuzda oturma pozisyonunuzun ne olacağını denemenizi tavsiye ederim.
Tavsiye eder miyim? Yani uzun seyahatler için faydalı bir ekipman olduğu ortada. Toto ağrısı sizin için uzun seyahatlerinizi eziyete çeviren bir şikayetse (benim için öyle idi),kesinlikle tavsiye ederim. Ancak genel şikayetleriniz arasında üst sıralarda değilse, fiyat seviyesini de göz önüne aldığımızda daha öncelikli aksesuarlara bütçe ayırmak daha mantıklı olabilir.
Umarım faydalı bir yazı olmuştur. Bir sonraki yazıya kadar herkese keyifli ve güvenli sürüşler diliyorum.
Erhan
xmax400 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
xmax400 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Eylül 2019 Pazar
2 Eylül 2019 Pazartesi
XMax400 Yakıt Tüketimi
Herkese Merhaba,
Daha önceki yazılarımda da göreceğiniz üzere Xmax 400 kullanıcısıyım. Toplam 10.000 km yi geçen beraberliğimiz sonrasında yakıt tüketimi ile ilgili bazı verileri paylaşmamın hem XMax 400 sahiplerine, hem de almayı düşünen arkadaşlara bir referans olacağı kanaatindeyim. Verileri paylaşmadan önce bazı konuları belirtmem gerektiğini düşünüyorum:
Daha önceki yazılarımda da göreceğiniz üzere Xmax 400 kullanıcısıyım. Toplam 10.000 km yi geçen beraberliğimiz sonrasında yakıt tüketimi ile ilgili bazı verileri paylaşmamın hem XMax 400 sahiplerine, hem de almayı düşünen arkadaşlara bir referans olacağı kanaatindeyim. Verileri paylaşmadan önce bazı konuları belirtmem gerektiğini düşünüyorum:
- Motosikletim 2014 model Momo Design ve şu an itibariyle 18.200 km de.
- Momo Design olduğu için kısa ön camı var.
- Kullanıcı olarak benim boyum 190 cm ve ağırlığım 95 kg. Kısa ön camla birleştiğinde rüzgarı göğüs hizamda karşılıyorum.
- Ölçüm yapılan mesafelerin 95% si şehirler arası yollarda kat edildi.
- Kullanım tarzı genel olarak 90-110 km/h aralığında sakin şekilde kullanıldı.
- Motosiklette bagaj olarak genelde 10 kg civarında ilave ağırlık vardı, artçı yoktu.
- Sürüşlerin 100% ünde 52 lt Yamaha arka çanta mevcuttu.
- Ölçüm motosiklet orta sehpada iken, tam doldurulup tripmetre sıfırlanarak alındı. Fotoğraflarda da tekrar tam doldurulduğunda tripmetre değeri ile aldığı benzin miktarı kayıt altına alındı.
- Şu an için toplam 8 ölçüm ve 1.832 km lik değerlerin ortalamasını paylaşıyorum. İlave ölçümler geldikçe tabloyu ve fotoğrafları güncelleyeceğim.
1.832 km sonunda benim genel yakıt ortalamam 3.81 lt/100km. 3.46 ile 4.34 arasında değişen tüketimlerin genel ortalaması 3.81 olarak gerçekleşti. Detayları aşağıdaki tabloda bulabilirsiniz.
Not: 18-22 ağustos arasındaki veriler Izmir-Kaş arasında yaptığım seyahatin verileridir.
Not: 18-22 ağustos arasındaki veriler Izmir-Kaş arasında yaptığım seyahatin verileridir.
Bilgi amaçlı her bir ölçümün fotoğraflarını da aşağıda ekliyorum:
Bu bilgiler umarım Xmax400 sürücüleri için faydalı olur. Herkese güvenli sürüşler diliyorum.
Erhan
7 Haziran 2019 Cuma
Motosiklette Lastik Basıncının Önemi
Herkese Merhaba,
Bu yazımda lastik basıncının önemine değineceğim ve sonrasında bazı motosiklet modelleri için kullanma kılavuzlarında verilen ideal basınç değerlerini paylaşacağım.
Bahara girmemiz ve sıcaklıkların yükselmeye başlaması ile birlikte çoğu motosiklet kullanıcısı gibi ben de motosikletimi biraz daha sık kullanmaya başladım. Malum çevre şartları uygun olmaya başladıkça, kış boyu özlemini çektiğimiz yolların, virajların keyfini çıkarmaya başladık hep beraber.
Benim durumumda farklı olan konu ise motosikletimin genel huzursuzluğu ve dengesizliği idi. Yavaş hızlarda denge problemim oluyor, hızlanmaya başlayınca motosikletin genel hali daha problemli hale geliyordu. Acaba öncesinde de mi böyleydi diye düşünmeden edemiyordum. Birkaç kilometrelik şehir içi sürüşler bile bırakın keyif vermeyi, yavaş yavaş gerilim filmini andırmaya başlamıştı.
Keyfim kaçmıştı açıkçası, potansiyel sebepler olarak aklıma gevşemiş bir yürür aksam bağlantısı veya gidon rulmanı geliyordu. Lastiklerim henüz 7.000 km civarında olduğu için lastiklerden kaynaklanan bir sıkıntı olacağına pek ihtimal vermiyordum. Eşle dostla ufak bir istişare sonrasında motosikletimi bir servise götürmeye karar verdim. Mutlaka bir sebebi olmalıydı, ve uzman kişilerin müdahale etmesi gerektiğine kanaat getirmiştim artık. Çok sofistike bir problemim olduğuna neredeyse emindim.
Yine bir akşamüstü ekipmanlarımı giyip motosikletimin başına geçtim. Bina kapısının yanında park edilmiş olan X-Max ımı orta sehpadan indirip paytak paytak geri çıkmaya başladım (evet itiraf ediyorum ben motosikletimin yanında yürüyerek manevra yapamıyorum, onun yerine binerek adımlarımla manvera yapıyorum 😊😊😊)
Kapı hizasına gelince ne kadar cool olduğumu kontrol etmek için camdaki yansımama baktım, her zamanki gibi süperdim. Ancak genel mükemmelliğime gölge düşüren bir unsur vardı: ön lastik. Ön lastiğin neredeyse janta oturmuş halini görünce ne kadar şaşırdığımı anlatamam. Bu kadar basit bir şey bu kadar zamandır nasıl gözümden kaçmıştı. aydınlanmıştım birden. motordan inerek cep telefonundan motosikletimin kullanma kılavuzuna ulaşarak fabrikasyon hava basınç değerlerini buldum. 32/36 psi veriyordu ön ve arka için. Çok yavaş ve dikkatli bir şekilde benzinliğin yolunu tuttum. Ön lastiğe hava tabancasını taktığımda gösterdiği değer 8 psi !!! idi. Bu hale gelene kadar neler yaptığımı düşündüm bir an, aklım neredeydi acaba. Arka teker 30 psi i gosteriyordu, onda çok fazla bir kayıp olmamıştı.
Havaları olması gereken hale getirdikten sonra benzinlikten çıkışımı muhtemelen uzun süre unutmayacağım. Motosikletim adeta yeniden doğmuştu, kıvraklığı gidon tepkileri çok canlı hale gelmişti. Kask içinde gülümsedim.
O gün aslında en temel bir kaç kontrolün ne kadar önemli olduğunu kendi adıma tekrar öğrenmiş oldum, bu yazı ile sizinle de paylaşmak istedim.
Yazının devamında ülkemizde çok sayıda bulunan bazı motosiklet modelleri için kullanma kılavuzlarında tavsiye edilen hava basıncı değerlerini sizinle paylaşmak istedim. Benim gibi bir durumda kalırsanız kolayca ulaşabileceğiniz bir kaynak olur umarım. Herkese güvenli ve keyifli sürüşler diliyorum.
Unutmadan, aşağıda verilen değerler lastikler soğuk iken geçerli olan değerler olduğunu da belirteyim.
Yamaha X-Max 400 - 2014
Ön: 32 psi
Arka: 36 psi
(tüm ağırlık değerleri için aynı hava basınçları tavsiye ediliyor)
***
Yamaha X-Max 250 - 2015
0 - 90 kg
Ön: 29 psi
Arka: 32 psi
90 - 181 kg
Ön: 30 psi
Arka: 36 psi
***
Yamaha YZF R25 - 2014
Ön : 29 psi
Arka : 33 psi
(tüm ağırlık değerleri için aynı hava basınçları tavsiye ediliyor)
***
Yamaha YBR 125 - 2014
0 - 90 kg
Ön: 25 psi
Arka: 29 psi
90 - 194 kg
Ön: 25 psi
Arka: 41 psi
Bu yazımda lastik basıncının önemine değineceğim ve sonrasında bazı motosiklet modelleri için kullanma kılavuzlarında verilen ideal basınç değerlerini paylaşacağım.
Bahara girmemiz ve sıcaklıkların yükselmeye başlaması ile birlikte çoğu motosiklet kullanıcısı gibi ben de motosikletimi biraz daha sık kullanmaya başladım. Malum çevre şartları uygun olmaya başladıkça, kış boyu özlemini çektiğimiz yolların, virajların keyfini çıkarmaya başladık hep beraber.
Benim durumumda farklı olan konu ise motosikletimin genel huzursuzluğu ve dengesizliği idi. Yavaş hızlarda denge problemim oluyor, hızlanmaya başlayınca motosikletin genel hali daha problemli hale geliyordu. Acaba öncesinde de mi böyleydi diye düşünmeden edemiyordum. Birkaç kilometrelik şehir içi sürüşler bile bırakın keyif vermeyi, yavaş yavaş gerilim filmini andırmaya başlamıştı.
Keyfim kaçmıştı açıkçası, potansiyel sebepler olarak aklıma gevşemiş bir yürür aksam bağlantısı veya gidon rulmanı geliyordu. Lastiklerim henüz 7.000 km civarında olduğu için lastiklerden kaynaklanan bir sıkıntı olacağına pek ihtimal vermiyordum. Eşle dostla ufak bir istişare sonrasında motosikletimi bir servise götürmeye karar verdim. Mutlaka bir sebebi olmalıydı, ve uzman kişilerin müdahale etmesi gerektiğine kanaat getirmiştim artık. Çok sofistike bir problemim olduğuna neredeyse emindim.
Yine bir akşamüstü ekipmanlarımı giyip motosikletimin başına geçtim. Bina kapısının yanında park edilmiş olan X-Max ımı orta sehpadan indirip paytak paytak geri çıkmaya başladım (evet itiraf ediyorum ben motosikletimin yanında yürüyerek manevra yapamıyorum, onun yerine binerek adımlarımla manvera yapıyorum 😊😊😊)
Kapı hizasına gelince ne kadar cool olduğumu kontrol etmek için camdaki yansımama baktım, her zamanki gibi süperdim. Ancak genel mükemmelliğime gölge düşüren bir unsur vardı: ön lastik. Ön lastiğin neredeyse janta oturmuş halini görünce ne kadar şaşırdığımı anlatamam. Bu kadar basit bir şey bu kadar zamandır nasıl gözümden kaçmıştı. aydınlanmıştım birden. motordan inerek cep telefonundan motosikletimin kullanma kılavuzuna ulaşarak fabrikasyon hava basınç değerlerini buldum. 32/36 psi veriyordu ön ve arka için. Çok yavaş ve dikkatli bir şekilde benzinliğin yolunu tuttum. Ön lastiğe hava tabancasını taktığımda gösterdiği değer 8 psi !!! idi. Bu hale gelene kadar neler yaptığımı düşündüm bir an, aklım neredeydi acaba. Arka teker 30 psi i gosteriyordu, onda çok fazla bir kayıp olmamıştı.
Havaları olması gereken hale getirdikten sonra benzinlikten çıkışımı muhtemelen uzun süre unutmayacağım. Motosikletim adeta yeniden doğmuştu, kıvraklığı gidon tepkileri çok canlı hale gelmişti. Kask içinde gülümsedim.
O gün aslında en temel bir kaç kontrolün ne kadar önemli olduğunu kendi adıma tekrar öğrenmiş oldum, bu yazı ile sizinle de paylaşmak istedim.
Yazının devamında ülkemizde çok sayıda bulunan bazı motosiklet modelleri için kullanma kılavuzlarında tavsiye edilen hava basıncı değerlerini sizinle paylaşmak istedim. Benim gibi bir durumda kalırsanız kolayca ulaşabileceğiniz bir kaynak olur umarım. Herkese güvenli ve keyifli sürüşler diliyorum.
Unutmadan, aşağıda verilen değerler lastikler soğuk iken geçerli olan değerler olduğunu da belirteyim.
Yamaha X-Max 400 - 2014
Ön: 32 psi
Arka: 36 psi
(tüm ağırlık değerleri için aynı hava basınçları tavsiye ediliyor)
***
Yamaha X-Max 250 - 2015
0 - 90 kg
Ön: 29 psi
Arka: 32 psi
90 - 181 kg
Ön: 30 psi
Arka: 36 psi
***
Yamaha YZF R25 - 2014
Ön : 29 psi
Arka : 33 psi
(tüm ağırlık değerleri için aynı hava basınçları tavsiye ediliyor)
***
Yamaha YBR 125 - 2014
0 - 90 kg
Ön: 25 psi
Arka: 29 psi
90 - 194 kg
Ön: 25 psi
Arka: 41 psi
***
Honda CBF 150
Sadece Sürücü
Ön: 25 psi
Arka: 29 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 25 psi
Arka: 33 psi
Sadece Sürücü
Ön: 25 psi
Arka: 29 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 25 psi
Arka: 33 psi
***
Honda PCX 125
Sadece Sürücü
Ön: 29 psi
Arka: 33 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 29 psi
Arka: 36 psi
Ön: 29 psi
Arka: 33 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 29 psi
Arka: 36 psi
***
Honda PCX 150
Sadece Sürücü
Ön: 29 psi
Arka: 33 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 29 psi
Arka: 36 psi
Ön: 29 psi
Arka: 33 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 29 psi
Arka: 36 psi
***
Honda CBR 250R
Sadece Sürücü
Ön: 29 psi
Arka: 29 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 29 psi
Arka: 33 psi
Ön: 29 psi
Arka: 29 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 29 psi
Arka: 33 psi
***
Honda CBR 125R
Sadece Sürücü
Ön: 25 psi
Arka: 29 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 25 psi
Arka: 33 psi
Ön: 25 psi
Arka: 29 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 25 psi
Arka: 33 psi
***
Honda Spacy Alpha
Sadece Sürücü
Ön: 21 psi
Arka: 29 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 21 psi
Arka: 33 psi
Ön: 21 psi
Arka: 29 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 21 psi
Arka: 33 psi
***
Honda CRF 250L
Sadece Sürücü
Ön: 22 psi
Arka: 22 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 22 psi
Arka: 22 psi
Ön: 22 psi
Arka: 22 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 22 psi
Arka: 22 psi
***
Bajaj Pulsar NS 150
Sadece Sürücü
Ön: 25 psi
Arka: 28 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 25 psi
Arka: 32 psi
Ön: 25 psi
Arka: 28 psi
Sürücü + Yolcu
Ön: 25 psi
Arka: 32 psi
28 Ocak 2019 Pazartesi
XMAX 400 Sürücü Sırt Dayama Çözümü Denemesi
Önceki X-Max 400 yazılarında da belirttiğim gibi, ergonomik konular bu motosikletle ilgili şikayetçi olduğum belki de tek başlığı oluşturuyordu. 50-100 km lik rotalarda genel olarak bir sorun yaşamazken, daha uzun mesafeli sürüşlerde sırt, bacak kol ağrıları sürüşü çok çileli hale getiriyordu. Bunun dışında Xmax400 neredeyse mükemmel bir motosiklet. Gücü, kullanım kolaylığı, sağlamlığı, bagaj hacmi neredeyse bütün konularda çok başarılı. Ancak uzunca rotalara çıkamayacaksam, benim için motosikletin önemli bir fonksiyonu eksik kalıyor.
Yakın zamanda motosiklet değiştirme planım olmadığı için bu soruna çözüm olabilecek alternatifler üzerinde kafa yormaya başlamıştım. İlk olarak aklıma sırt dayayabileceğim hazırda olan "birşeyi" koltuğa sabitlemek geldi. Bu çerçevede kabin valizimi arka seleye sabitleyerek birkaç sürüş yaptım.
Genel olarak faydalıydı ama gereğinden fazla uzun olduğu için çok rahat değildim. Kısaltma imkanım da olmadığı için o seçeneği rafa kaldırdım.
Sonrasında benzer şekilde başka bir seçenek geldi aklıma. Sırt çantasına yastik doldurdum ve onu sabitledim arka seleye. Bu opsiyonda da gerekli verimi alamadım. Yastıklar yumuşak geldiği için bir destek sağlamıyorlardı. yAslandıkça geri doğru gittiğim için çok da bir anlamı olmamıştı bu denemenin.
Zaman geçtikçe başka alternatif üzerine kafa yordum. Havayla şişirilecek desteklerden tutun, hasta destek yastıklarına kadar farklı yöntemler üzerinde durdum. Ancak hiçbiri için fiili bir çalışma yapmadım.
Seçeneklerden biri de hali hazırda selede mevcut olan bel desteğini ilave pimler ile yukarı kaldırmaktı. Onun için de ilave pim yapımı vs gerekecek, hatta binecek yük ile seleye zarar verme ihtimalim olacaktı.
Tüm bu alternatifler çerçevesinde kendimi bu hafta sonu Koçtaş ta buldum. Bir yandan dolanıyor bir yandan da malzemelere bakarak bir çözüm bulabilir miyim diye düşünüyordum. Gözüme Strafor/EPS plakalar ilişti. Elimle bir yoklayınca aslında doğru kullanılırsa bir çözüm olabileceği kanaatine vardım. Katmanlar halinde birbirine yapıştıracak, sonra gerekli ebada getirecek sonrasında ise streç film ile sararak hem yağmurdan korunaklı hale getirip hem de yük binen noktalarını daha mukavim hale getiririm diye düşündüm.
Uygun yapıştırma silikonunu, 2 adet 5 cm, 1 adet 4 cm kalınlığında strafor plakayı, steç filmi ve falçatayı 100.36 TL ye satın alarak evin yolunu tuttum.
Öncelikle kabin tipi valizimi mastar olarak kullanarak blokları kestim. Kalan parçaları da üzerine gelecek şekilde 6 kat olarak birbirine yapıştırdım. Unutmadan silikonu kullanmak için silikon tabancasına ihtiyacınız olacak, ben apartman görevlisinden rica ettim, sağ olsun işimi görecek bir tabancayı bana temin etti.
Falçata ile hassas kesim yapmak umduğumdan daha zor oldu. Isıtılmış tel ile çalışan strafor bıçakları mevcut. Onlardan edinilebilirse daha hassas kesimler yapılabilir diye düşünüyorum. Böylelikle 6 kat tabakadan oluşan bir strafor bloğum oldu. Üzerine ağırlıklar koydum ve iyice yapışmasını bekledim. Ağırlık olarak resimden de göreceğiniz üzere halter disklerinden kullandım. yaklaşık 20 kg lık bir ağırlık var resimde.
Projenin ilk günü sona ermişti. Son şekillendirmeyi ertesi sabaha bıraktım. Böylelikle yapışma işleminde de risk almamış olacaktım.
Ertesi sabah ilk işim ağılıkları kaldırıp plakaların iyi yapışıp yapışmadığını kontrol etmek oldu. Birbirinden ayırmak için ciddi kuvvet uyguladım ancak ayıramadım, yapışma işlemi başarılıydı. Şimdi sıra ince kesimleri yapmaya geldi. Çantaya bkan yuzunu çantanın girinti ve çıkıntılarına oturacak şekilde kesmeye çalıştım. Fazla kesersem geri dönüş olmayacağı için aşağıya motosikletin başına indim ve orada ilave kesimlerimi yaptım.
Yine aynı şekilde sırt dayama kısmının eğimli kesimi, sırtın oturacayı yüzeye içbükey kavis verme işlemlerini çöp kutusu ve motosiklet arasında mekik dokuyarak yaptım. Sonunda makul bir ürün elde etmiştim. Sırt dayama bloğumu ahtapot lastik ile seleye sabitledikten sonra motosiklete kuruldum. Biraz dah eğim ve bel ayarı için son kesimleri yaptıktan sonra yüzümde bir gülümseme oluştu. Galiba olacaktı.
Doğruca eve çıkıp şimdilik son aşama olan streç film ile kaplamayı yaptım. çıkan ürün biraz büyükçeydi, fazlasıyla kübik ve çakma duruyordu ama önemli olan amacına hizmet etmesiydi. Bu "şey" benim uzun yol için biletim sayılırdı..
Sonrasında hemen kıyafetlerimi giyip bir deneme sürüşüne çıktım. İlk birkaç yüz metreden sonra hala çok dik olduğuna karar vermekle birlikte, genel olarak bayağı başarılıydı. Bacaklarımda, kollarımda, sırtımda neredeyse hiç yük binmiyordu. Klasik rotam olan manisa ya gidip geldiğimde projeye 85% olarak onay vermiş durumdaydım. Şimdi streç film sökülecek ve sırt dayama noktası daha eğimli ve bel çukuru biraz daha oturacaak şekilde güncellenecek. Sonrasında "çakma" görünümü bertaraf etmek biraz şekliyle oynayabilirim. Ama asıl olarak sele ile uyumlu, deri görünümlü bir malzeme ile kaplatacağım. Sonrasında ise ver elin Kaş, Kalkan hatta belki de İsviçre Alpleri, kim bilir 😊
Etiketler:
back rest,
back support,
DIY,
do it yourself,
eps,
foam,
momodesign,
rider back support,
rider backrest,
sırt dayama,
sissy bar,
strafor köpük,
sürücü sırt dayama,
xmax,
xmax400,
xmax400momodesign
11 Ocak 2019 Cuma
Kış Mevsiminde Motosikleti Muhafaza Etmek / Branda Kullanımı
Malum Kış mevsiminin ortasındayız. Motosikletini kapalı otopark veya garajda tutma lüksü olmayan çoğunluk için aslında sıkıntılı bir dönem. Özellikle bu mevsimde yağmur, kar veya rüzgar motosikletimizi hem kozmetik hem de teknik olarak yıpratan etmenler. Her ne kadar dış ortama uyumlu malzemelerden üretilmiş olsalar da, aslında plastik aksamların boyaları, selemiz, gösterge, kumanda butonları veya far gibi elektrikli aksamlar özellikle uzun süre suya maruz kaldıklarında problem çıkarmaya başlayabiliyorlar.
Piyasadaki alternatiflere baktığımızda, kış şartları için iki alternatif mevcut: dış ortamlar için üretilmiş olan özel motosiklet garajları veya branda.

Gerek fiyatı, gerek kapladığı yer, gerekse yüksek maliyeti sebebi ile özel garajları bu yazının konusu dışında bırakıyorum. Genel olarak motosiklet brandası konusuna değineceğim.
Online alışveriş sitelerine göz attığınızda 50 liralardan başlayıp 500 liraların üzerilerine çıkan branda alternatifleri bulmak mümkün. Risk seviyesini minimize etmek adına "marka" olarak nitelendirilebilecek ürünler seçilebilir. Yine aynı şekilde kullanıcı yorumları da doğru fiyata doğru ürünü alma konusunda yardımcı olacaktır.
Fiyat, bütçeye göre değişeceği için burada aslında ebat konusunun önemine değinmek istiyorum. Kendi deneyime dayanarak 4 sene önce aldığım orta fiyat segmentindeki marka olmayan brandayı, vstrom, cbr1000rr veya Xmax400 için büyük bir memnuniyetle kullanıyorum. Alacağınız brandanın motorunuzun ebadına bağlı olarak XL veya XXL ebatlarda olmasını şiddetle tavsiye ederim. Küçük branda topcase kullanımı veya model değişimlerinde sıkıntı çıkartabiliyorken, büyük brandaya sahip olmanın çıkartacağı problemler daha çözülebilir oluyor.
Brandayı motosiklete sabitlemek de diğer bir önemli konu. Brandayı motosiklete alttan sabitleyen toka ve alttaki lastikli kısım çoğu zaman (özellikle rüzgarlı havalarda) yeterli olmuyor. Özellikle şiddetli rüzgar alan bir yere motosikletinizi bırakmak zorunda kalıyorsanız, iyi sabitlenmemiş bir branda paraşüt etkisiyle motosikletinizi devirip, hem motosikletinize hem de yanına park edilmiş olan diğer araçlara hasar verebilir.

Bu noktada kancalı bagaj lastikleri çoğu zaman olduğu gibi yine yardımımıza koşuyor. Toplamda 5 veya 6 tane kancalı lastiği brandayı örttükten sonra ön tekerlek, arka sele, arka tekerlek, depo üstü gibi noktalardan sabitlediğinizde motosikletiniz için gayet makul bir koruma sağlamış oluyorsunuz. (Sabitlemeden önce anahtarınızı yuvadan almış olduğunuza emin olun, sonrasında brandayı açıp tekrar kapmak zorunda kalabilirsiniz 😊)
Brandayı sabitlemek için kancalı lastiklere ilave olarak birkaç ayakkabı bağcığı kullanmanız da faydalı olabilir. Mesela ayna bölgelerini ben ip ile bağlıyorum. Bu şekilde motosikletimizi derli toplu bir halde muhafaza etmiş oluyoruz.
Doğru sabitlenmiş bir branda, kedilerin selenizde sefa sürmesine engel olmak için de etkili bir yöntem olduğunu belirtmeden geçmeyeyim..
Motosikletin hala ıslak olan brandasını çıkarmak zorunda kaldığınız durumlarda, brandayı kuruyacak şekilde eve veya balkona çıkarmak, brandanın sağlığı açısından son derece önemli. Yine motosikletinizi kullandıktan sonra örtmeden önce mümkünse egsozun soğuması için beklemeniz de çok faydalı olacaktır. Ancak kendi deneyimlerim sonucunda sıcak egsoz üzerine branda örtmekten kaynaklanan herhangi bir problem ile karşılaşmadım. Kendi alacağınız branda da problem olmayacağına emin olmadan önce bu konuda dikkatli olmanızı şiddetle tavsiye ederim.
Kendi brandam birkaç yerinden yırtılmaya başladığı için yakın zamanda yeni bir branda almayı planlıyorum. Sonrasında yine buradan değerlendirmelerimi paylaşıyor olacağım.
Herkese güvenli ve keyifli sürüşleri diliyorum.
Erhan

Gerek fiyatı, gerek kapladığı yer, gerekse yüksek maliyeti sebebi ile özel garajları bu yazının konusu dışında bırakıyorum. Genel olarak motosiklet brandası konusuna değineceğim.
Online alışveriş sitelerine göz attığınızda 50 liralardan başlayıp 500 liraların üzerilerine çıkan branda alternatifleri bulmak mümkün. Risk seviyesini minimize etmek adına "marka" olarak nitelendirilebilecek ürünler seçilebilir. Yine aynı şekilde kullanıcı yorumları da doğru fiyata doğru ürünü alma konusunda yardımcı olacaktır.
Fiyat, bütçeye göre değişeceği için burada aslında ebat konusunun önemine değinmek istiyorum. Kendi deneyime dayanarak 4 sene önce aldığım orta fiyat segmentindeki marka olmayan brandayı, vstrom, cbr1000rr veya Xmax400 için büyük bir memnuniyetle kullanıyorum. Alacağınız brandanın motorunuzun ebadına bağlı olarak XL veya XXL ebatlarda olmasını şiddetle tavsiye ederim. Küçük branda topcase kullanımı veya model değişimlerinde sıkıntı çıkartabiliyorken, büyük brandaya sahip olmanın çıkartacağı problemler daha çözülebilir oluyor.
Brandayı motosiklete sabitlemek de diğer bir önemli konu. Brandayı motosiklete alttan sabitleyen toka ve alttaki lastikli kısım çoğu zaman (özellikle rüzgarlı havalarda) yeterli olmuyor. Özellikle şiddetli rüzgar alan bir yere motosikletinizi bırakmak zorunda kalıyorsanız, iyi sabitlenmemiş bir branda paraşüt etkisiyle motosikletinizi devirip, hem motosikletinize hem de yanına park edilmiş olan diğer araçlara hasar verebilir.

Bu noktada kancalı bagaj lastikleri çoğu zaman olduğu gibi yine yardımımıza koşuyor. Toplamda 5 veya 6 tane kancalı lastiği brandayı örttükten sonra ön tekerlek, arka sele, arka tekerlek, depo üstü gibi noktalardan sabitlediğinizde motosikletiniz için gayet makul bir koruma sağlamış oluyorsunuz. (Sabitlemeden önce anahtarınızı yuvadan almış olduğunuza emin olun, sonrasında brandayı açıp tekrar kapmak zorunda kalabilirsiniz 😊)
Brandayı sabitlemek için kancalı lastiklere ilave olarak birkaç ayakkabı bağcığı kullanmanız da faydalı olabilir. Mesela ayna bölgelerini ben ip ile bağlıyorum. Bu şekilde motosikletimizi derli toplu bir halde muhafaza etmiş oluyoruz.
Motosikletin hala ıslak olan brandasını çıkarmak zorunda kaldığınız durumlarda, brandayı kuruyacak şekilde eve veya balkona çıkarmak, brandanın sağlığı açısından son derece önemli. Yine motosikletinizi kullandıktan sonra örtmeden önce mümkünse egsozun soğuması için beklemeniz de çok faydalı olacaktır. Ancak kendi deneyimlerim sonucunda sıcak egsoz üzerine branda örtmekten kaynaklanan herhangi bir problem ile karşılaşmadım. Kendi alacağınız branda da problem olmayacağına emin olmadan önce bu konuda dikkatli olmanızı şiddetle tavsiye ederim.
Kendi brandam birkaç yerinden yırtılmaya başladığı için yakın zamanda yeni bir branda almayı planlıyorum. Sonrasında yine buradan değerlendirmelerimi paylaşıyor olacağım.
Herkese güvenli ve keyifli sürüşleri diliyorum.
Erhan
22 Mart 2018 Perşembe
Xmax 400 ile İzmir-Bodrum Yolculuğu
Malum bu kış İzmir de çok soğuk geçmedi. Ancak yine de
birkaç aydır motosiklet ile uzun bir yolculuğa çıkmamış olmanın verdiği
rahatsızlık ile “bu hafta sonunu motosiklet hafta sonu ilan ediyorum ve şartlar
ne kadar zor olursa olsun (yağmur, rüzgar vs) kendimi yollara vuruyorum” diye
kendime bir söz verdim.
Nereye gitmeliydim acaba? Kaş a gitmek çok isterdim ancak
yol bir gün gidip ertesi gün dönmek için çok uzundu. Marmaris? Evet şehre giriş
öncesinde çok güzel virajları olsa da, oraya da gözüm yemedi. Bodrum? Google
maps -> başlangıç: izmir varış: bodrum -> 250 km. -> hmm ideal bir
mesafe. Bodrum olabilir. Evet evet Bodrum olsun.
Günlerden pazartesi. İşte en sevdiğim an. Seyahatin kendisi
kadar keyif verici olan “planlama” kısmı. Önce hava durumunu kontrol ettim. 5
-6 gün sonrasına baktığım için doğruluğu çok güvenilir olmasa da havanın
bulutlu olacağı kesin gibiydi. Sıcaklık 15 derecenin üzerindeydi, yağmur riski
vardı ve rüzgar hızları 20 km/h in üzerindeydi.
Havanın bulutlu olması bir engel değil, sıcaklık psikolojik sıcaklık
eşiğimin üzerinde (13 derece), yağmur problemi bir yağmurluk ile çözülebilir ve
rüzgar ne kadar kötü olabilir ki? Şeklindeki kendimi ikna sürecini de hızlıca
tamamladıktan sonra önemli bir konuyu çözmem gerektiğini gördüm: Yağmurluk
almam lazımdı. Araştırmalarım, markalı ürünler için 400-500 tl, düşük bütçeliler
için ise 70-80 TL civarlarında bir harcama yapmam gerekeceğini gösteriyordu.
Ara fiyatlı bir ürün ideal olacaktı aslında. Sonunda Kappa Hevik HRS102
ürününde karar kıldım. Alternatif fiyatlar ve bedenler bakarken Bursa da
bulunan Aydın Bisiklet (http://www.aydinbisiklet.com.tr/)
in en uygun fiyatı verdiğini gördüm. İlk defa alışveriş yapacağım için bir
problemle karşılaşır mıyım tereddütü ile siparişimi verdim. Ürün ertesi gün
elimdeydi. Sonraki alışverişlerimde mutlaka göz önüne alacağım bu firmayı.
Hemen ofiste bedenini denedim, onda da bir problem yoktu. Evet en önemli konu
başlığının yanına bir tik atabilirdim artık.
Sonrasında otel araştırmalarına başladım. Mevsim itibariyle
fiyatlar genel anlamda çok uygun olsa da bütçeyi genel olarak aşağıda tutmak
istediğim için düşük fiyatlı alternatiflere baktım. Etstur üzerinden 68 liraya
oda kahvaltı olarak Costa Bodrum City otelinde Cumartesi konaklamamı da satın
aldım.
Şimdi sıra yol üstünde nerelerde bir şeyler yiyebileceğimi
araştırmaya gelmişti. Instagram da kaydettiğim birkaç lokasyon ve tripadvisor
incelemeleri sonrasında, güzergah üzerinde olan Söke de ki Bülent Usta Çöpşiş i
de öğle yemeği noktası olarak belirledim.
Her şeyim tamam.. artık yola çıkabilirim.
Uyandığımda bulutlu kasvetli bir gökyüzü ile karşılaştım.
Sabah çok erken yola çıkmanın bir anlamı yoktu. Sıcaklığın biraz daha
yükselmesini beklemek mantıklı olacaktı. Güzel bir kahvaltı edip sakin sakin
çantaları hazırlamaya başladım. Arka çanta ve sele altı epey bir hacim
sağlıyordu aslında. Bu yüzden ihtiyacım olabilecek her şeyi koydum, tabi
yağmurluğumu da.
Kontak çevirdim ve yola koyuldum. Şehir içindeki 10-15 dk
lık sürüşte taze ve serin havanın tadını alabilmek için vizörü kapatmadım.
Çevre yoluna bağlanınca biraz daha hızımı yükselttim ve 90-100 km hız ile
yolculuğum başlamış oldu. İyi ki de yola çıktım dedim kendi kendime.
İlk 20-30 km sonra rüzgar etkisini göstermeye başladı. En başından
beri barışamadığım scooter oturma pozisyonum ise kalçamda, sırtımda ve
kollarımda kendini belli etmeye başlayan ağrıların en önemli sebebi idi. Daha
sık mola vererek bu problemi çözmeliydim. Hem yetişecek bir yerim yoktu. Ben
yolun tadını çıkarmak için yola çıkmıştım. Aydın otobanındaki Shell benzin
istasyonunda ilk molamı verdim. Bir kahve içerek biraz yorgunluk attım ve
fotoğraflar ile eşe dosta yolda olduğumu ve iyi olduğumun haberini verdim.
Otoban dan çıktıktan sonra yarım depo olan benzinimin
azalmakta olduğunu gördüm ve Söke girişinde Opet ten yol arkadaşımın
susuzluğunu giderdim. Benzin ölçümü yapabilmek için fişleri cüzdana koyup
tekrar yola koyuldum.
Söke çıkışındaki sanayi nin girişini aramaya başladım. Sanayiye
girince ilk göbekte durup, yemek yiyeceğim Bülent Usta’nın lokasyonunu
telefondan kontrol ettim. Sokak numarası vardı ama o sokak numarasını enine
boyuna geçmeme rağmen bir çöp şişçi görememiştim. Canları sıkılmakta olan
esnaf, bu rüzgarlı ve bulutlu havada ne arıyor acaba diye beni süzerken bir
yandan da çaylarını yudumluyorlardı. Umudumu kaybediyordum. Cadde üzerinde
kalabalık olan bir lokantaya gitmeye karar verdim. Motoru park edip oraya doğru
yürürken lokantanın yanında ama cephesi caddeye doğru olmayan ve herhangi bir
tabelası da göze çarpmayan çöp şişçi yi gördüm. Dışarıdaki iki masadan birine
oturup siparişimi verdim ve afiyetle yedim. (buçuk köfte+copsis+fanta=32.5 TL)
Tekrar yola çıktım ve Milas a ulaştım. Yol boyunca rüzgar artık kendini hissettiriyor
ve yormaya başlıyordu. Bir mola daha verdim. Artık mola vermeye de üşeniyordum.
Çünkü hem dinlenemiyor hem de kask, buff, eldiven çıkarıp giymekten bıkmaya
başlamıştım.
Neyse ki sonunda bodrum un girişindeki, sahile paralel tatlı
virajlı son bölüme gelmiştim. İlk defa bu motorla bu yolu gidecektim. V-strom
ile aldığım keyif aklımdan çıkmamıştı ve Xmax’ımın nasıl bir his vereceğini çok
merak ediyordum. Sonuç olarak yüzümde kocaman bir gülümseme ile Bodrum a
girdim. Bu yol gerçekten çok güzel, gerçekten..
Oteli bulmam zor olmadı. Çantalar çıkartıldı, kask ele
alındı ve odaya mağrur adımlarla yüründü. Sonuçta çok zor(!) bir macerayı
başarmış, sağ salim hedefe ulaşmıştım.. 10:00 da başladığım yolculuk 14:30 da
bitmişti. Yorulmuştum, bunu odaya girince daha iyi anladım. Hemen kıyafet
değiştirip kendimi yatağa attım. 1,5 saat kadar deliksiz uyudum. Gözlerimi
açtığımda hem dinlenmiştim hem de şehir merkezine inmeye hazırdım.
Motoru
otelde bırakıp ara sokaklardan limana indim. Rüzgar hala vardı ama arada güneş
açıyordu artık. Akşam yaklaştığı için hava serinlemeye başlamıştı. Sokaklarda
umduğumdan daha fazla sayıda scooter görmek beni hem şaşırttı hem de
sevindirdi. Bir Honda hükümdarlığı var burada. Her yer Spacy veya PCX. Hem
dolanıyor hem de nerede ne yiyebileceğime bakıyordum.
Bir şeyler yedim bir
kahve daha içtim ve aksam otele dondum. Ertesi gün sabahtan oyalanmayıp yola
çıkmak üzere plan yaptım. Malum Cumartesi yağmur yağmamış olması, Pazar da
yağmayacak anlamına gelmiyordu.
Dinlendirici bir uykudan sonra sabah 9:00’da otelden çıkış
yaptım ve yola koyuldum. Gelirken karşıdan esen rüzgar bu sefer arkamdan
esiyordu. Daha az yorulmayı ümit ederek yola devam ettim. Ancak çok geçmeden
yine ağrılar sebebi ile mola ihtiyaçları baş gösterdi. Milas ta benzin aldım
yine. Erken yola çıktığım için yemek yemeyecektim yolda. Yani güzergahta iple
çektiğim bir restoran da olmaması bu kararımda etkili oldu. Otobanda da bir
mola vererek 13:00 gibi İzmir e ulaştım.
Toplam 500 km lik yolculukta neredeyse hiç tehlike
atlatmamışken İzmir’e girdikten sonra eve son 5 km kala 3 tane sıkıştırma,
kontrolsüz yola çıkış şeklinde “ramak kala” lar yaşadım. Tekrar şehir içinde
motor binmeme kararımın ne kadar doğru bir karar olduğunu gördüm. Evin önünde
kontağı kapattığımda hem mutlu hem de yorgundum. İyi ki de motosiklet biniyorum
dedim kendi kendime.
Sonuçlar:
1.
Xmax400 uzun yol için güç ve yol tutuş anlamında
gayet yeterli.
2.
Yakıt tüketimi 4.1 lt/100km olarak gerçekleşti.
3.
Benim için 250 km üzerindeki yollar bu motorla
ergonomik sebeplerden dolayı çok sağlıklı değil. (Ergonomik problemler
çözülebilirse, mesela sürücü için sırt dayama, o zaman tadından yenmez : ) )
4.
Yağmurluğun ambalajını açmadım ama bu vesile ile
bir yağmurluğum oldu.
5.
Üzün ön cam opsiyonunu düşünmek lazım
6.
Herşeye rağmen motosiklet kullanmak çok güzel
bir şey. Üşenmeyin, ertlemeyin.. rota neresi olursa olsun.. yola çıkın.. :)
Etiketler:
aydınbisiklet,
bodrum,
bülent usta,
çöpşiş,
hevik,
kappa,
xmax,
xmax400,
xmax400 ile uzun yol,
xmax400momodesign,
yamaha
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















































