yamaha etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yamaha etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2019 Cuma

Motosiklette Lastik Basıncının Önemi

Herkese Merhaba,

Bu yazımda lastik basıncının önemine değineceğim ve sonrasında bazı motosiklet modelleri için kullanma kılavuzlarında verilen ideal basınç değerlerini paylaşacağım. 

Bahara girmemiz ve sıcaklıkların yükselmeye başlaması ile birlikte çoğu motosiklet kullanıcısı gibi ben de motosikletimi biraz daha sık kullanmaya başladım. Malum çevre şartları uygun olmaya başladıkça, kış boyu özlemini çektiğimiz yolların, virajların keyfini çıkarmaya başladık hep beraber.

Benim durumumda farklı olan konu ise motosikletimin genel huzursuzluğu ve dengesizliği idi. Yavaş hızlarda denge problemim oluyor, hızlanmaya başlayınca motosikletin genel hali daha problemli hale geliyordu. Acaba öncesinde de mi böyleydi diye düşünmeden edemiyordum. Birkaç kilometrelik şehir içi sürüşler bile bırakın keyif vermeyi, yavaş yavaş gerilim filmini andırmaya başlamıştı.




Keyfim kaçmıştı açıkçası, potansiyel sebepler olarak aklıma gevşemiş bir yürür aksam bağlantısı veya gidon rulmanı geliyordu. Lastiklerim henüz 7.000 km civarında olduğu için lastiklerden kaynaklanan bir sıkıntı olacağına pek ihtimal vermiyordum. Eşle dostla ufak bir istişare sonrasında motosikletimi bir servise götürmeye karar verdim. Mutlaka bir sebebi olmalıydı, ve uzman kişilerin müdahale etmesi gerektiğine kanaat getirmiştim artık. Çok sofistike bir problemim olduğuna neredeyse emindim.

Yine bir akşamüstü ekipmanlarımı giyip motosikletimin başına geçtim. Bina kapısının yanında park edilmiş olan X-Max ımı orta sehpadan indirip paytak paytak geri çıkmaya başladım (evet itiraf ediyorum ben motosikletimin yanında yürüyerek manevra yapamıyorum, onun yerine binerek adımlarımla manvera yapıyorum  😊😊😊)

Kapı hizasına gelince ne kadar cool olduğumu kontrol etmek için camdaki yansımama baktım, her zamanki gibi süperdim. Ancak genel mükemmelliğime gölge düşüren bir unsur vardı: ön lastik. Ön lastiğin neredeyse janta oturmuş halini görünce ne kadar şaşırdığımı anlatamam. Bu kadar basit bir şey bu kadar zamandır nasıl gözümden kaçmıştı. aydınlanmıştım birden. motordan inerek cep telefonundan motosikletimin kullanma kılavuzuna ulaşarak fabrikasyon hava basınç değerlerini buldum. 32/36 psi veriyordu ön ve arka için. Çok yavaş ve dikkatli bir şekilde benzinliğin yolunu tuttum. Ön lastiğe hava tabancasını taktığımda gösterdiği değer 8 psi !!! idi. Bu hale gelene kadar neler yaptığımı düşündüm bir an, aklım neredeydi acaba. Arka teker 30 psi i gosteriyordu, onda çok fazla bir kayıp olmamıştı.

Havaları olması gereken hale getirdikten sonra benzinlikten çıkışımı muhtemelen uzun süre unutmayacağım. Motosikletim adeta yeniden doğmuştu, kıvraklığı gidon tepkileri çok canlı hale gelmişti. Kask içinde gülümsedim.

O gün aslında en temel bir kaç kontrolün ne kadar önemli olduğunu kendi adıma tekrar öğrenmiş oldum, bu yazı ile sizinle de paylaşmak istedim.

Yazının devamında ülkemizde çok sayıda bulunan bazı motosiklet modelleri için kullanma kılavuzlarında tavsiye edilen hava basıncı değerlerini sizinle paylaşmak istedim. Benim gibi bir durumda kalırsanız kolayca ulaşabileceğiniz bir kaynak olur umarım. Herkese güvenli ve keyifli sürüşler diliyorum.

Unutmadan, aşağıda verilen değerler lastikler soğuk iken geçerli olan değerler olduğunu da belirteyim.

Yamaha X-Max 400 - 2014 
Ön: 32 psi 
Arka: 36 psi
(tüm ağırlık değerleri için aynı hava basınçları tavsiye ediliyor)

***

Yamaha X-Max 250 - 2015 
0 - 90 kg
Ön: 29 psi 
Arka: 32 psi

90 - 181 kg
Ön: 30 psi 
Arka: 36 psi

***

Yamaha YZF R25 - 2014 
Ön : 29 psi
Arka : 33 psi
(tüm ağırlık değerleri için aynı hava basınçları tavsiye ediliyor)


***

Yamaha YBR 125 -  2014 
0 - 90 kg
Ön: 25 psi 
Arka: 29 psi

90 - 194 kg
Ön: 25 psi 
Arka: 41 psi

***

Honda CBF 150 
Sadece Sürücü
Ön: 25 psi 
Arka: 29 psi

Sürücü + Yolcu
Ön: 25 psi 
Arka: 33 psi


***

Honda PCX 125 
Sadece Sürücü
Ön: 29 psi 
Arka: 33 psi

Sürücü + Yolcu
Ön: 29 psi 
Arka: 36 psi



***

Honda PCX 150
Sadece Sürücü
Ön: 29 psi 
Arka: 33 psi

Sürücü + Yolcu
Ön: 29 psi 
Arka: 36 psi

***

Honda CBR 250R 
Sadece Sürücü
Ön: 29 psi 
Arka: 29 psi

Sürücü + Yolcu
Ön: 29 psi 
Arka: 33 psi

***

Honda CBR 125R 
Sadece Sürücü
Ön: 25 psi 
Arka: 29 psi

Sürücü + Yolcu
Ön: 25 psi 
Arka: 33 psi

***

Honda Spacy Alpha
Sadece Sürücü
Ön: 21 psi 
Arka: 29 psi

Sürücü + Yolcu
Ön: 21 psi 
Arka: 33 psi


***


Honda CRF 250L 
Sadece Sürücü
Ön: 22 psi 
Arka: 22 psi

Sürücü + Yolcu
Ön: 22 psi 
Arka: 22 psi



***



Bajaj Pulsar NS 150
Sadece Sürücü
Ön: 25 psi 
Arka: 28 psi

Sürücü + Yolcu
Ön: 25 psi 
Arka: 32 psi



11 Ocak 2019 Cuma

Kış Mevsiminde Motosikleti Muhafaza Etmek / Branda Kullanımı

Malum Kış mevsiminin ortasındayız. 
Motosikletini kapalı otopark veya garajda tutma lüksü olmayan çoğunluk için aslında sıkıntılı bir dönem. Özellikle bu mevsimde yağmur, kar veya rüzgar motosikletimizi hem kozmetik hem de teknik olarak yıpratan etmenler. Her ne kadar dış ortama uyumlu malzemelerden üretilmiş olsalar da, aslında plastik aksamların boyaları, selemiz, gösterge, kumanda butonları veya far gibi elektrikli aksamlar özellikle uzun süre suya maruz kaldıklarında problem çıkarmaya başlayabiliyorlar.

Piyasadaki alternatiflere baktığımızda, kış şartları için iki alternatif mevcut: dış ortamlar için üretilmiş olan özel motosiklet garajları veya branda. 

Gerek fiyatı, gerek kapladığı yer, gerekse yüksek maliyeti sebebi ile özel garajları bu yazının konusu dışında bırakıyorum. Genel olarak motosiklet brandası konusuna değineceğim.

Online alışveriş sitelerine göz attığınızda 50 liralardan başlayıp 500 liraların üzerilerine çıkan branda alternatifleri bulmak mümkün. Risk seviyesini minimize etmek adına "marka" olarak nitelendirilebilecek ürünler seçilebilir. Yine aynı şekilde kullanıcı yorumları da doğru fiyata doğru ürünü alma konusunda yardımcı olacaktır. 

Fiyat, bütçeye göre değişeceği için burada aslında ebat konusunun önemine değinmek istiyorum. Kendi deneyime dayanarak 4 sene önce aldığım orta fiyat segmentindeki marka olmayan brandayı, vstrom, cbr1000rr veya Xmax400 için büyük bir memnuniyetle kullanıyorum. Alacağınız brandanın motorunuzun ebadına bağlı olarak XL veya XXL ebatlarda olmasını şiddetle tavsiye ederim. Küçük branda topcase kullanımı veya model değişimlerinde sıkıntı çıkartabiliyorken, büyük brandaya sahip olmanın çıkartacağı problemler daha çözülebilir oluyor.


Brandayı motosiklete sabitlemek de diğer bir önemli konu. Brandayı motosiklete alttan sabitleyen toka ve alttaki lastikli kısım çoğu zaman (özellikle rüzgarlı havalarda) yeterli olmuyor. Özellikle şiddetli rüzgar alan bir yere motosikletinizi bırakmak zorunda kalıyorsanız, iyi sabitlenmemiş bir branda paraşüt etkisiyle motosikletinizi devirip, hem motosikletinize hem de yanına park edilmiş olan diğer araçlara hasar verebilir.

Bu noktada kancalı bagaj lastikleri çoğu zaman olduğu gibi yine yardımımıza koşuyor. Toplamda 5 veya 6 tane kancalı lastiği brandayı örttükten sonra ön tekerlek, arka sele, arka tekerlek, depo üstü gibi noktalardan sabitlediğinizde motosikletiniz için gayet makul bir koruma sağlamış oluyorsunuz. (Sabitlemeden önce anahtarınızı yuvadan almış olduğunuza emin olun, sonrasında brandayı açıp tekrar kapmak zorunda kalabilirsiniz 😊)



Brandayı sabitlemek için kancalı lastiklere ilave olarak birkaç ayakkabı bağcığı kullanmanız da faydalı olabilir. Mesela ayna bölgelerini ben ip ile bağlıyorum. Bu şekilde motosikletimizi derli toplu bir halde muhafaza etmiş oluyoruz.


Doğru sabitlenmiş bir branda, kedilerin selenizde sefa sürmesine engel olmak için de etkili bir yöntem olduğunu belirtmeden geçmeyeyim..

Motosikletin hala ıslak olan brandasını çıkarmak zorunda kaldığınız durumlarda, brandayı kuruyacak şekilde eve veya balkona çıkarmak, brandanın sağlığı açısından son derece önemli. Yine motosikletinizi kullandıktan sonra örtmeden önce mümkünse egsozun soğuması için beklemeniz de çok faydalı olacaktır. Ancak kendi deneyimlerim sonucunda sıcak egsoz üzerine branda örtmekten kaynaklanan herhangi bir problem ile karşılaşmadım. Kendi alacağınız branda da problem olmayacağına emin olmadan önce  bu konuda dikkatli olmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Kendi brandam birkaç yerinden yırtılmaya başladığı için yakın zamanda yeni bir branda almayı planlıyorum. Sonrasında yine buradan değerlendirmelerimi paylaşıyor olacağım.

Herkese güvenli ve keyifli sürüşleri diliyorum.

Erhan





22 Mart 2018 Perşembe

Xmax 400 ile İzmir-Bodrum Yolculuğu




Malum bu kış İzmir de çok soğuk geçmedi. Ancak yine de birkaç aydır motosiklet ile uzun bir yolculuğa çıkmamış olmanın verdiği rahatsızlık ile “bu hafta sonunu motosiklet hafta sonu ilan ediyorum ve şartlar ne kadar zor olursa olsun (yağmur, rüzgar vs) kendimi yollara vuruyorum” diye kendime bir söz verdim.

Nereye gitmeliydim acaba? Kaş a gitmek çok isterdim ancak yol bir gün gidip ertesi gün dönmek için çok uzundu. Marmaris? Evet şehre giriş öncesinde çok güzel virajları olsa da, oraya da gözüm yemedi. Bodrum? Google maps -> başlangıç: izmir varış: bodrum -> 250 km. -> hmm ideal bir mesafe. Bodrum olabilir. Evet evet Bodrum olsun.

Günlerden pazartesi. İşte en sevdiğim an. Seyahatin kendisi kadar keyif verici olan “planlama” kısmı. Önce hava durumunu kontrol ettim. 5 -6 gün sonrasına baktığım için doğruluğu çok güvenilir olmasa da havanın bulutlu olacağı kesin gibiydi. Sıcaklık 15 derecenin üzerindeydi, yağmur riski vardı ve rüzgar hızları 20 km/h in üzerindeydi.

Havanın bulutlu olması bir engel değil, sıcaklık psikolojik sıcaklık eşiğimin üzerinde (13 derece), yağmur problemi bir yağmurluk ile çözülebilir ve rüzgar ne kadar kötü olabilir ki? Şeklindeki kendimi ikna sürecini de hızlıca tamamladıktan sonra önemli bir konuyu çözmem gerektiğini gördüm: Yağmurluk almam lazımdı. Araştırmalarım, markalı ürünler için 400-500 tl, düşük bütçeliler için ise 70-80 TL civarlarında bir harcama yapmam gerekeceğini gösteriyordu. Ara fiyatlı bir ürün ideal olacaktı aslında. Sonunda Kappa Hevik HRS102 ürününde karar kıldım. Alternatif fiyatlar ve bedenler bakarken Bursa da bulunan Aydın Bisiklet (http://www.aydinbisiklet.com.tr/) in en uygun fiyatı verdiğini gördüm. İlk defa alışveriş yapacağım için bir problemle karşılaşır mıyım tereddütü ile siparişimi verdim. Ürün ertesi gün elimdeydi. Sonraki alışverişlerimde mutlaka göz önüne alacağım bu firmayı. Hemen ofiste bedenini denedim, onda da bir problem yoktu. Evet en önemli konu başlığının yanına bir tik atabilirdim artık.




Sonrasında otel araştırmalarına başladım. Mevsim itibariyle fiyatlar genel anlamda çok uygun olsa da bütçeyi genel olarak aşağıda tutmak istediğim için düşük fiyatlı alternatiflere baktım. Etstur üzerinden 68 liraya oda kahvaltı olarak Costa Bodrum City otelinde Cumartesi konaklamamı da satın aldım.

Şimdi sıra yol üstünde nerelerde bir şeyler yiyebileceğimi araştırmaya gelmişti. Instagram da kaydettiğim birkaç lokasyon ve tripadvisor incelemeleri sonrasında, güzergah üzerinde olan Söke de ki Bülent Usta Çöpşiş i de öğle yemeği noktası olarak belirledim.
Her şeyim tamam.. artık yola çıkabilirim.

Uyandığımda bulutlu kasvetli bir gökyüzü ile karşılaştım. Sabah çok erken yola çıkmanın bir anlamı yoktu. Sıcaklığın biraz daha yükselmesini beklemek mantıklı olacaktı. Güzel bir kahvaltı edip sakin sakin çantaları hazırlamaya başladım. Arka çanta ve sele altı epey bir hacim sağlıyordu aslında. Bu yüzden ihtiyacım olabilecek her şeyi koydum, tabi yağmurluğumu da.

Kontak çevirdim ve yola koyuldum. Şehir içindeki 10-15 dk lık sürüşte taze ve serin havanın tadını alabilmek için vizörü kapatmadım. Çevre yoluna bağlanınca biraz daha hızımı yükselttim ve 90-100 km hız ile yolculuğum başlamış oldu. İyi ki de yola çıktım dedim kendi kendime.

İlk 20-30 km sonra rüzgar etkisini göstermeye başladı. En başından beri barışamadığım scooter oturma pozisyonum ise kalçamda, sırtımda ve kollarımda kendini belli etmeye başlayan ağrıların en önemli sebebi idi. Daha sık mola vererek bu problemi çözmeliydim. Hem yetişecek bir yerim yoktu. Ben yolun tadını çıkarmak için yola çıkmıştım. Aydın otobanındaki Shell benzin istasyonunda ilk molamı verdim. Bir kahve içerek biraz yorgunluk attım ve fotoğraflar ile eşe dosta yolda olduğumu ve iyi olduğumun haberini verdim.





Otoban dan çıktıktan sonra yarım depo olan benzinimin azalmakta olduğunu gördüm ve Söke girişinde Opet ten yol arkadaşımın susuzluğunu giderdim. Benzin ölçümü yapabilmek için fişleri cüzdana koyup tekrar yola koyuldum. 



Söke çıkışındaki sanayi nin girişini aramaya başladım. Sanayiye girince ilk göbekte durup, yemek yiyeceğim Bülent Usta’nın lokasyonunu telefondan kontrol ettim. Sokak numarası vardı ama o sokak numarasını enine boyuna geçmeme rağmen bir çöp şişçi görememiştim. Canları sıkılmakta olan esnaf, bu rüzgarlı ve bulutlu havada ne arıyor acaba diye beni süzerken bir yandan da çaylarını yudumluyorlardı. Umudumu kaybediyordum. Cadde üzerinde kalabalık olan bir lokantaya gitmeye karar verdim. Motoru park edip oraya doğru yürürken lokantanın yanında ama cephesi caddeye doğru olmayan ve herhangi bir tabelası da göze çarpmayan çöp şişçi yi gördüm. Dışarıdaki iki masadan birine oturup siparişimi verdim ve afiyetle yedim. (buçuk köfte+copsis+fanta=32.5 TL) 



Tekrar yola çıktım ve Milas a ulaştım. Yol boyunca rüzgar artık kendini hissettiriyor ve yormaya başlıyordu. Bir mola daha verdim. Artık mola vermeye de üşeniyordum. Çünkü hem dinlenemiyor hem de kask, buff, eldiven çıkarıp giymekten bıkmaya başlamıştım.



Neyse ki sonunda bodrum un girişindeki, sahile paralel tatlı virajlı son bölüme gelmiştim. İlk defa bu motorla bu yolu gidecektim. V-strom ile aldığım keyif aklımdan çıkmamıştı ve Xmax’ımın nasıl bir his vereceğini çok merak ediyordum. Sonuç olarak yüzümde kocaman bir gülümseme ile Bodrum a girdim. Bu yol gerçekten çok güzel, gerçekten..






Oteli bulmam zor olmadı. Çantalar çıkartıldı, kask ele alındı ve odaya mağrur adımlarla yüründü. Sonuçta çok zor(!) bir macerayı başarmış, sağ salim hedefe ulaşmıştım.. 10:00 da başladığım yolculuk 14:30 da bitmişti. Yorulmuştum, bunu odaya girince daha iyi anladım. Hemen kıyafet değiştirip kendimi yatağa attım. 1,5 saat kadar deliksiz uyudum. Gözlerimi açtığımda hem dinlenmiştim hem de şehir merkezine inmeye hazırdım. 




Motoru otelde bırakıp ara sokaklardan limana indim. Rüzgar hala vardı ama arada güneş açıyordu artık. Akşam yaklaştığı için hava serinlemeye başlamıştı. Sokaklarda umduğumdan daha fazla sayıda scooter görmek beni hem şaşırttı hem de sevindirdi. Bir Honda hükümdarlığı var burada. Her yer Spacy veya PCX. Hem dolanıyor hem de nerede ne yiyebileceğime bakıyordum. 



Bir şeyler yedim bir kahve daha içtim ve aksam otele dondum. Ertesi gün sabahtan oyalanmayıp yola çıkmak üzere plan yaptım. Malum Cumartesi yağmur yağmamış olması, Pazar da yağmayacak anlamına gelmiyordu.

Dinlendirici bir uykudan sonra sabah 9:00’da otelden çıkış yaptım ve yola koyuldum. Gelirken karşıdan esen rüzgar bu sefer arkamdan esiyordu. Daha az yorulmayı ümit ederek yola devam ettim. Ancak çok geçmeden yine ağrılar sebebi ile mola ihtiyaçları baş gösterdi. Milas ta benzin aldım yine. Erken yola çıktığım için yemek yemeyecektim yolda. Yani güzergahta iple çektiğim bir restoran da olmaması bu kararımda etkili oldu. Otobanda da bir mola vererek 13:00 gibi İzmir e ulaştım.




Toplam 500 km lik yolculukta neredeyse hiç tehlike atlatmamışken İzmir’e girdikten sonra eve son 5 km kala 3 tane sıkıştırma, kontrolsüz yola çıkış şeklinde “ramak kala” lar yaşadım. Tekrar şehir içinde motor binmeme kararımın ne kadar doğru bir karar olduğunu gördüm. Evin önünde kontağı kapattığımda hem mutlu hem de yorgundum. İyi ki de motosiklet biniyorum dedim kendi kendime.




Sonuçlar:
1.       Xmax400 uzun yol için güç ve yol tutuş anlamında gayet yeterli.
2.       Yakıt tüketimi 4.1 lt/100km olarak gerçekleşti.
3.       Benim için 250 km üzerindeki yollar bu motorla ergonomik sebeplerden dolayı çok sağlıklı değil. (Ergonomik problemler çözülebilirse, mesela sürücü için sırt dayama, o zaman tadından yenmez : ) )
4.       Yağmurluğun ambalajını açmadım ama bu vesile ile bir yağmurluğum oldu.
5.       Üzün ön cam opsiyonunu düşünmek lazım
6.       Herşeye rağmen motosiklet kullanmak çok güzel bir şey. Üşenmeyin, ertlemeyin.. rota neresi olursa olsun.. yola çıkın.. :)





7 Kasım 2017 Salı

Xmax 400 3.500 km Sonrası Değerlendirmelerim

       Motosikletimi aldığım günden beri geçen 7 ay içinde 3.500 km yol yaptım. Herhangi bir kazam belam olmadığı gibi  (çok şükür) canımı sıkacak bir teknik arıza vs de olmadı. (Yürüme hızında rampadan inerken ön tekeri kilitleyip motoru sağa devirmemi kazadan saymıyorum. Ilk defa motosikletten düştüğüm an olması itibariyle benim için önemlidir ve sebepleri ve çıkarılacak dersler itibariyle ayrı bir yazı konusu olmayı hak etmektedir.)
     Daha önceki yazılarda da belirtmişimdir, şehir içinde motosiklet kullanmayı çok tercih etmiyorum. Bu sebeple bu 3.500 km dur kalk trafiği olmayan ve 70km/h ve üstü hızları olan güzergahlarda tamamlandı. Önem sırasından bağımsız olarak aklıma gelen sırayla yorumlarımı yazmaya başlayayım:



1.            Momo Design Ön Cam: Motosikleti almadan önce uzun cam opsiyonlarını araştırmıştım. Konfora önem veren bir motosiklet sürücüsü olarak, rüzgarın çok rahatsız edeceğini ve camın olmazsa olmaz grupta olacağını tahmin etmiştim. Ama yanılmışım. 120-130km/h hızlar üzeri hariç, yani normal kullanım hızlarında rüzgardan çok rahatsız olduğumu söyleyemem. Evet rüzgar alıyorum ama çok yorucu ve keyif törpüleyici seviyede değil. O yüzden sanırım sonuna kadar bu camla devam edeceğim. Ancak piyasada bulunan camların 150-160 tl fiyatlarını görünce alıp denemek de aklımdan geçmiyor değil. Belki de çok hissedilir bir fark yaratacak. Olur da denersem yine buradan sizinle paylaşıyor olurum.



2.           Yakıt Tüketimi: Benim X-Max400’üm ün yakıt kullanımı aradaki yağ değişimi sonrası biraz daha iyileşmekle beraber  normal kullanım şartlarında şöyle bir değere oturdu. 4,5 lt/100km. Uzun düz yollarda 90 km sabit hız ile 4 litrelere  kadar çekmek mümkün iken, tempolu sürüş ve tırmanma ağırlıklı parkurlarda 5 lt ye doğru yaklaştı. Ama ne 4 ün altına düştü ne de 5 in üstüne çıktı. Bu değerleri her defasında tam depo benzin alıp, tripmetreyi sıfırlayarak ölçtüğümü de belirtmeliyim.




3.       Sele Konforu: Sele en başlarda çok sert gelmişti. Hatta turuncu minderimi kullanmaya başlamıştım. Kısa sürüşleri mindersiz yapmak mümkün ancak 50 km ve üzeri kullanımlarda standart sele ile devam ettiğim zaman kuyruk sokumu bölgesinde ciddi rahatsızlık hissediyorum. Bu konuya bir çözüm getiremedim maalesef.
   İşin biraz daha kök nedenine inersek aslında oturma pozisyonunda uzun süreli kullanımlarda bir sıkıntı var benim için. Dizlerimle tutacağım bir benzin deposu olmadığı için kollarıma yük biniyor ve benzer şekilde bacak üst kısımlarında 1 saatlik sürüş sonrasında ağrılar hissediyorum. Yol düz ise geçici süreli daha dik oturma ile koldaki ve bacaklardaki yükü azaltıp dinlenip eski oturma şekline dönerek şimdilik devam ediyorum. Ancak ayakların önde olduğu herhangi bir sürüş pozisyonunda kollara ve bacak üst kısımlarına yük binmemesi sanki imkansız. Belki sırtın dayanacağı bir yapıya ihtiyaç var bilmiyorum.
     Sonuç olarak çok şeyinden memnun olduğum motorumun bendeki neredeyse tek negatif yanı sürüş pozisyonu ve işin kötüsü  bunu kalıcı şekilde çözebilmek şimdilik gerçekten zor görünüyor. (Bu yorumu 1 saat ve üzeri sürüşler için yaptığımı tekrar hatırlatmak isterim.)




4.       Titreşim: İlk değerlendirme yazısında titreşimden bahsetmiştim. İşin doğrusunu söylemek gerekirse bu konu motosiklete alıştıkça gündem olmaktan çıktı. Sürüş esnasında veya sonrasında elde, ayakta veya kalçada karıncalanma gibi bir problem yaşamadım. Yine titreşim sebepli sürüş keyfimin kaçtığını bile hatırlamıyorum.



5.       Süspansiyon: Motosikletin ön süspansiyonlarında bir ayar mekanizması yok. Km görece düşük olduğu için herhangi bir yağ kaçağı, keçede bir problem de gözlemlemedim. Diğer motosikletlerim ile karşılaştırdığımda (doğal olarak) Xmax400 ün ön süspansiyonunu daha hissiz olarak tanımlamalıyım bence. Orta hızlı virajlarda (60-90) tatminkar bir yol tutuş ve çizgiyi koruma becerisi sunabiliyor. Tabii olarak bunda lastik durumu (ilerleyen satırlarda değineceğim), arka süspansiyon ayarları ve yapısı itibariyle küçük çapta tekerleğe sahip olmasının etkisi var.
         Arka süspansiyonun sertlik ayarı selenin içinde bulun takım çantası ile manuel olarak yapılabiliyor. Süspansiyonu sertleştirmek kolay iken, yumuşatmak teknik olarak daha zor. Ben bir süre aldığım ayarlar ile kullandım. Ancak Vstrom daki arka süspansiyonu sertleştirme işlemi sonrasında sürüşün ve yol tutuşun ne kadar değiştiğini deneyimlediğim için XMax400 de de hemen arka süspansiyona müdahale edip bir tık sertleştirdim. (toplam 5 kademe, 3 ten 4 e aldım). Tahmin ettiğim gibi viraj performansı bir üst seviyeye çıktı. Yeni alınan lastiklerle beraber sanki bambaşka bir motosiklet oldu. Çok şükür şu anki halinden oldukça memnunum. Beni sürüş tarzıma göre en iyi set-up bu sanırım. Bu arada motosikletin genel olarak sert süspansiyona sahip olduğu yorumları var. Başka scooter kullanmadığım için bir yorum yapmamayı uygun buluyorum.




6.            Bagaj: Bagaj sanırım bu tip motosikletlerin en güçlü olduğu yönlerden biri. 50lt lik yamaha top case ile beraber sele altı hacmi benim ihtiyaçlarımı fazlasıyla karşılıyor. (Koltuk ile gidon arasına gelen çantalardan gözüme kestirdim ancak uzun dönemli motosikleti kullanacağıma karar vermediğim için bu yatırımı henüz yapmadım. (Ah şu oturma pozisyonu yok mu.. ortada birakti beni :) )Yağmurda kullanmadım ancak motosikletimi yıkadığım zamanlarda gerek sele altı gerek ise top case de herhangi bir su sızıntısı gözlemlemedim. Gayet problemsizler.



7.    Lastik değişimi: Motosikleti aldıktan kısa bir süre sonra lastikleri değiştirmeye karar vermiştim. Ufak bir araştırma sonucu kısa bir süre içerisinde 2 alternatife düştüm. Ya fabrikasyon lastiklerin aynısından yani Michelin City Grip alacaktım, ya da Pirelli Diablo Scooter alacaktım. Pirelli ile ilk kez Fazer için aldığım Angel Gt ler sayesinde tanışmış ve çooook memnun kalmıştım. O günlerden kalan bir Pirelli hayranlığı ile diablo scooter da karar kıldım. Motolastik firmasının yolunu tutup lastik değişimimi yaptım. Yine o ilk 50 km çok zorlamayalım, ani fren ve gazlamalardan kaçınalım ve virajlarda temkinli olalım gibi lastik rodajını tanımlayan dönemi geçirdim. Sonrasında (beklediğim) iyileşmeyi görünce yüzümde bir gülümseme oluştu. Evet artık motor daha güzel yol tutuyordu ve ben kendisine alıştıkça daha fazla keyif almaya başlamıştım. İyi ki Xmax400 almışım dedim kendi kendime. Belki çok abartıyorum bilmiyorum ama bence lastik motosikletin karakterini tamamen değiştirebilecek bir unsur. Bu yüzden doğru lastik ve doğru süspansiyon ayarları motosikletinizi sevmenizin ana anahtarları bence. Sonuç olarak pirelli diablo scooter lastiklerini şiddetle tavsiye ediyorum. (Islak zeminde bu lastikleri kullanmadım. Dolayısı ile ıslak zemin performansı hakkında bir yorum yapamıyorum.)



    Sonuç:  Benim ikinci el bir Xmax400 almaktaki amacım uzun yola gidebileceğim güce sahip, yeterli bagaj hacmi olan, konforlu,  problemsiz(japon) ve fayda/fiyat oranı yüksek bir motosiklete sahip olmaktı. Konforlu kısmı soru işaretli olmak üzere beklentilerimin tamamını karşıladığını söylemem gerekir. Fiyatı göz önüne alındığında gayet mantıklı bir paket olduğu aşikar. Almayı düşünen arkadaşlara temiz bir motosiklet bulmaları neticesinde almalarını kesinlikle tavsiye ederim. Ancak almadan önce xmax400 ile minimum 1 saatlik bir sürüş yapmalarını ve sürüş ergonomisi konusunu bizzat deneyimlemelerini daha da şiddetle tavsiye ederim. Herkese kazasız belasız sürüşler diliyorum. 

27 Şubat 2017 Pazartesi

Xmax400 ilk izlenimler

Xmax400 ilk izlenimler

Giriş

Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilirler. Fazer, Vstrom650 CBR 1000RR derken en son cefakar CBF150 im ile baş başa kalmıştım. 2.5 ay kadar önce onu da sattım ve evdeki bisiklet dışında iki tekerlekli bir aracım kalmamıştı. Sonrasında motosiklet eksikliğinden kaynaklandığını düşündüğüm bir huysuzluk hali, bir kaşınma, bir eksiklik hissi baş göstermeye başladı :) Finansal kısıtları da göz önüne alarak maksimum 17-18 bin tl seviyelerinde, uzun yola çıkabileceğim çok eski olmayan bir motosiklet arayışına girdim. VanVan200 den tutun, Inazuma, Forza300, Xmax250 derken kendimi ikinci el bir Xmax400 un devir işlemleri için noterde buldum. 400 cc dir, uzun yola gidilir, japondur diğerleri gibi üzmez, bagajı falan vardır eşya alır, ekstraları da varmış, çantası telefon tutacağı derken aldım gitti.



Vitesli den sonra ilk skuter

Uzakdoğu seyahatimde kullandığım pcx150 dışında bir skuter tecrübem yoktu. Onunla ilgili olarak da hafif ve kolay kullanılır olduğu aklımda kaldı. Pek yüksek hız yapmamıştım ama hatırladığım kadarıyla şehir içi hızlarda çok pratik ve kolay bir kullanımı vardı. Xmax400 nasıl olacağını çok merak ediyordum. Noter işlemlerinden sonra motoru teslim aldım ve üzerine kuruldum. İlk dikkatimi çeken şey selenin genişliği oldu. Sele çok geniş olunca 190 cm boyuma ve ayaklarımın yere tam basmasına rağmen yine de garip bir duruşu vardı. Diğer motorların aksine ayaklar açılarak yere basıyor. O da çok alışık olduğum bir vücut sekli değil motosiklet üstündeyken. Alışacağız elbet dedim. Kontağı çevirdim motoru çalıştırdım. (Titreşim mevzuna sonra değineceğim). Daha öncesinde debriyaj ile yapmaya alıştığım ilk kalkış ve ufak ilerlemeler için elimde sadece frenler ve gaz kolu olduğunu fark ettim sonra. Gazda normal olduğunu düşündüğüm bir boşluk var. Yine bu boşluğa alışmak ve gaz koluna aşina olmak gerekiyor. Kalkıyoruz eveeeet, ayakları yerden kestik direk bel hizası altımıza koymaya alışmışız, hop koyacak yer yok. Öne koymamız gerektiğini söylüyoruz bacaklara. Kız istemeye giden damat misali efendi efendi oturuyoruz. Bayideki elemanların arkamdan bakıp endişelendiklerini hissediyorum. Çünkü benim hareketlerim normal bir skuter sürücüsüne göre daha yavaş çekim gibi oluyor. Gazı yavaaaşça açıp kapatıyorum. Bayinin olduğu sokaktan bir çıksam üstümdeki bakışlarda kurtulup daha rahat hareket edeceğim :)

Tekerler küçük.. denge sağlama da biraz farklı sanki.. Sürüşün ilk 10 saniyesinde kendi kendime "benim bu motorla kapalı alan hakimiyet eğitimi çalışmam lazım" dedim. Ancak normal yola çıkıp hızlanmaya başlayınca yüzümde bir gülümseme oluştu. İlk tecrübeden sonra gelen sürüşle ilgili hisler ve izlenimler gayet olumluydu. Titreşim neredeyse kalmamıştı ve  Momo design ön cam umduğumdan daha iyi bir rüzgar koruma sağlıyordu. Diğer fark ettiğim konu ise bacak içlerine gelen rüzgâr ve üşüme hissiydi. Haaaa dedim, öncesinde biz benzin deposunu tutuyorduk orası rüzgâr almıyordu. Ama yine de iki teker üstünde rüzgârı hissetmeyi özlediğimi anladım. İyi ki de aldım şu motoru.. Çok şükür..





Motor

Bu motoru alırken endişelerimden biri de uzun yolda 90-110 km/h bandındaki hızlardaki genel haliydi. Yani bu hızlarda giderken bana “abi hızlı gidiyoruz, ben yoruluyorum” mu diyecekti, yoksa “abi böyle iyi, ben böyle akşama kadar giderim beni merak etme sen keyfine bak” mı diyecekti? Genel durum daha çok ikinci seçenekteki gibi. Bu hızlarda sollama yapmaya falan karar verip gazı açtığınızda 120-130 km/h a doğru hevesli hızlanıyor. Bununla beraber benim uzun yol performans beklentilerimi karşılayacağını anladım ve kafamdaki sorulardan birinin yanına daha “tik” işareti koydum. Motor 90 km/h hızla giderken 5000 devir çeviriyor. Buralar da motorun üzerine çok yük binmediği, hala elinde önemli bir potansiyelin olduğu devirler. Bunu sevdik. Bu devirlerde titreşim de yok. Gayet stabil, rahat.. Titreşim demişken, motoru özellikle soğuk iken ilk çalıştırdığınızda titreşimi gidonlarda ve aynalarda çok rahat görebiliyorsunuz. Yine bu titreşim ilk kalkarken de kendini belli ediyor. Ancak sonrasında gündem olmaktan çıkıyor. Yolda tekrar kendini ne zaman belli ediyor biliyor musunuz? İstemli veya istemsiz yavaşlayıp, özellikle rampalarda tekrar hızlanmak için gazı açtığınızda. Hangi devir aralıklarında olduğuna dikkat etmedim ancak böyle bir durumla birkaç kez karşılaştım.




Tabi manuel şanzıman her zaman ilk tercihimiz olsa da, otomatik şanzımanın güzel yönlerini göz ardı etmememiz lazım. Uğraşmak yok yani, basit. Gitmek istiyorsan gazı açıyorsun gidiyor. Kapatıyorsun yavaşlıyor (gaz kapatmak demişken, umduğumdan daha iyi bir kompresyon var motorda gazı kapatınca. Ben nedense daha akıcı olacağını tahmin etmiştim. Bu özelliğini de sevdik.) Ancak benim gibi motosikleti ulaşım aracı değil de keyif için sürüyorsanız, insan ister istemez manuel şanzımanı arıyor, özellikle virajlarda. Yani vites küçültüp doğru devirde virajda gaz açmaya başlamayı bunda pek beceremedim ben. Aslında teknik olarak araştırmak lazım. Her koşulda devir-hız değerleri sabit mi yoksa değişken mi diye. Ancak şununla karşılaştım genelde virajlarda: Hep bir veya iki üst viteste girmişim ve çıkışta gazı açtığımda motorum doğru devirde değil ve baygın. Çözülebilir mi, nasıl çözülür bilemiyorum. Belki Jcosta biraz derman olabilir bu derdime. Ha çok akıcı, çok keyifli viraj aldığım da oldu. Yeter ki şartlar doğru devirde virajda olmayı mümkün kılsın.

Viraj demişken biraz da yol tutuştan bahsedeyim. Motoru Manisa dan aldım, İzmir e dönüyorum. Bilenler Manisa İzmir arasını bilirler. Sakin bir trafikte keyifli bir rotadır, 3 şerit kaymak asfalt virajlı bir çıkış ve inişten oluşur. O gün bir şekilde (büyük tekerlek ve geniş gidon alışkanlığı olsa gerek) motosikleti istediğim gibi virajlara sokamadım. Genelde fazla hızlı hissettim o viraj için. Değerlere bakıyorum göstergede, aman aman hızlı da değilim? Lastikler ve/veya alışma evresi olarak düşündüm. Sonrasında aynı rotada yaptığım sürüşte daha keyifli, daha akıcı ve daha yüksek açılı bir sürüşüm oldu. Alıştıkça daha iyi olacak herhalde. Lastik demişken, üzerindeki Michelin City Grip lastikler 2014 Temmuz’dan, yani 7500 km lik ilk lastikleri. Şimdi planım Pirelli Diablo Scooter almak. Onlarla nasıl olacak yine burada paylaşacağım inşallah..

Frenlere değinecek olursak, genelde başarılı bulduğumu belirtmeliyim. 211+93 kg ı başarılı bir şekilde durduruyor. Panik fren denemedim/ihtiyacım olmadı henüz. Ancak bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Yine de artçılı sürüşte dikkatli olmak lazım, toplam ağırlık arttıkça normal olarak fren tepkileri düşüyor.



En son olarak malzeme kalitesi ve aksesuarlardan bahsederek tamamlayayım yazıyı. İlk 50 km sonunda toto acısı sebebiyle koltuğun üstüne bir minder attım. Şimdi daha rahatım. İtalyan momo design selenin üstüne turuncu sandalye minderi biraz garip durdu ama olsun. Sanat sanat için değil,  halk için olmalı bence :) Bagaj iki adet fullface kaskı alıyor almasına da, çeneden açılır olanlar iki taraftan sadece bir tarafa sığıyor. Bir de kaskınızda interkom var ise o bir sıkıntı olabilir. Birkaç kez bagaja koyduktan sonra, benim sol taraftaki interkom yuvasından çıkmak üzereymiş, kablosundan söküp kenara koydum. Bir de ön gözlerden bahsedeceğim. Ya onlar çok tel maşa duruyor yaa.. yayı açılması esnemesi falan. Fonksiyon veya ses olarak bir sıkıntı yok ama ne bileyim açıp kapatırken elde kalacak gibi.. :)

Sözün özü; motosikleti benim gibi şehir içinde kullanmayı riskli buluyor, 100 km+ ustu seyahatlerden keyif alıyor, yanınıza ıvır zıvır eşya almayı seviyorsanız, bir artçınız varsa ve konforuna düşkünse, biraz heybet ve yolda varlığınızı hissettirmek istiyorsanız, japon olsun başım ağrımasın diyorsanız ve bütçe kısıtlı ise, ben yaptığım 300 km sonunda xmax400 ü tavsiye ederim. Km ler ilerledikçe, yeni süspansiyon ayarları, yeni lastikler ile fikirlerim ne yönde değişir bilemiyorum. Ama ilk intiba gayet başarılı. Umarım almayı düşünenler, veya hali hazırda bir xmax400 sahibi olanlar için anlattıklarım bir nebze faydalı olmuştur.

Sevgiler


Erhan

29 Aralık 2016 Perşembe

FZ6 Fazer Bakım ve Lastik Değişimi

Herkese Merhaba,

Yazmayalı bayağı olmuş. Blog a uzun süre sonra tekrar girince taslak halinde olan aşağıdaki yazıyı buldum. 2 yıl geçmiş. Ancak yine de yayınlamak istedim. FZ 6 Fazer imi sattım. Üstüne 2007 Vstrom 650 ve 2014 CBR 1000 RR aldım ve sattım. Çokça gelişme olmuş aslında yazmayalı. Yine de aşağıdaki yorumlarımın faydalı olacağı inancındayım.

Motosikleti aldığım 2013 ün Ekim ayından bu yana 5000 km geçti. Bu süreçte bir iki ufak viraj kaçırma dışında bir kaza bela, ucuz atlatma bile olmadı çok şükür. 2000 km lik CBF 150 deneyiminden sonra aslında kendimi başarılı mı saymalıyım, şanslı mı bilemiyorum. Ama herşey şimdilik yolunda.

Lastik

Lastiklerim 2010 tarihli Michelin Pilot Road 2 idi. Dişlerinde hiç bir problem yoktu ama tarihten dolayı olduğunu tahmin ettiğim şekilde sürüş esnasında çok güven vermiyordu, özellikte pütürlü zeminlerde ve virajlarda. Lastiği değiştirdikten sonra asıl frenlerin ne kadar kötü olduğunu fark ettim. Yeni lastikle çok farklı bir fren performansı oldu motorun.

İlk defa motosiklet lastiği alacağım için fiyatları duyunca otomobil lastik fiyatları ile karşılaştırdım istemsiz olarak. Evet ne olursa olsun fiyatlar yüksek. Üzerine bir de zaten kaporta yok, canımızı emanet ediyoruz iyi birşey alalım düşüncesi gelince lastik için sağlam bir para ödemek şart oldu. Kariyerimin çoğu satınalma üzerine geçti ama şahsi satınalmalarımda çok da başarılı, makul kararlar veren biri olmadım, olamıyorum. O yüzden ne günlerce saatlerce karşılaştırma testlerini veya forumları okudum ne de cok sayıda lastikçiden teklif aldım. Kısıtlı sayılabilecek bilgi ile ya Metzeler M5 alacaktım ya da Michelin Pilot Road2 alacaktım, ayni lastiği.

Sonunda telefonda aldığım pozitif yaklaşıma bağlı olarak Bayraklı daki Motolastik e gittim. Sağolsunlar iş çıkışı gitmeme rağmen beklediler beni. Karşılıklı görüşmeler sonucunda benim de aklımda olmayan, o fiyat seviyesine çıkmayı düşünmediğim Pirelli Angel GT aldım. İşin aslı diğer alternatifleri kullanmadığım için bir karşılaştırma yapmam çok doğru olmaz ama en başta frenlerin çok geliştiğini söyleyebilirim. Ben de düşünüyordum bu millette ne cesaret var, duramayacakları mesafelerde takip yapıyorlar diye :) Sonrası yoldaki zemin bozukluklarında eski lastik çok geziyordu ve hiç tutuş yok gibiydi. Angel GT de ise pozitif olarak çok fark olduğunu söyleyebilirim. Virajların da çok daha keyifli olduğunu, ısınma ve tutuş konularının ne kadar geliştiğini söylememe gerek yok herhalde. Vakitsiz kısa süreli bir yağmur sürüşünde de ıslak zemin perfomansını güvenli bulduğumu söyleyebilirim. Angel GT yi asıl seçmemdeki amaç touring lastiği olduğu için supersport bir lastiğe göre en az 50% fazla mesafe dayanması idi. Onu da ilerleyen zamanda göreceğiz.

Konu lastiğin ne kadar gideceğine gelmişken; 1000 tl ye bir takım lastik alıp iyimser olarak 10000 km yol yapacağımızı düşünürsek km başına maliyet 0,10 tl yani 10 kuruş yapıyor. Motorla 100 km de 6 litre ortalamamız olduğunu varsayalım (iyimser tahmin), 5 TL/lt benzin fiyatı ile km de 30 kuruş benzin sarfiyatımızın yanında 10 kuruş da lastik maliyeti olduğunu düşünebiliyor musunuz? Bakım, vergi harç gözardı edilirse; birim km maliyetinin 25% si lastik!!!!

Bakım:

39.000 in sonlarına doğru motosikletin bakımını da yaptırdım. Önceki sahibi Mustafa sağolsun ne yapacağımı en ince detayına kadar anlatmıştı. İlk iş gerekli malzemeleri almaya çıktım Kahramanlar'a. Bir iki yere gidip parçaları sordum. Kimi kısa ve net yanıtlarla, kimi ağzındaki keki yutup da ayağa kalkma zahmetinde bulunmadan adeta "biz bir şey satmak istemiyoruuuuz" diye bağırarak ister istemez beni Mustafa nın da önerdiği Burak21 e yönlendirdiler. Sağolsunlar orada sorulara daha uzun ve makul yanıtlar ve genel olarak bir ilgi görme şansımız oldu. Motul5100 15/50 yağ, KN yağ filtresi, NGK iridyum buji yi toplam 375 civarına aldım. Hava filtresini başka yerden almak zorunda kaldım. Malzemelerin hepsini bagaja koyup Akhisar a Ustama götürdüm. Onun da ağzının hiç ayarı yok. Hava filtresine bu orijinal değil dedi. KN yağ filtresine bir sürü laf saydı. Allah tan bujilere ve yağ a bir kulp bulmadı. Sonradan uyandım ben de. Madem yetkili serviste yaptırmak istemiyordum bakımı, malzemeleri bari oradan alsaydım ya. Bir dahakine öyle yapacağım inşallah.

Ustam benim ricam ile debriyaj telinin bakımını, yağlamasını, ayarını yaptı ama benim ricam olmadan gaz kolu-teli ni de ayarladığını söyledi. Ona göre debriyaj ve gaz tereyağ gibi olmuştu. Gel gelelim AEA da Fazer a söylemedik laf bırakmayan Fuat Bey in dediği gerçekleşti ve gaz kolum belli vites ve devir aralıklarında ON/OFF seklinde çalışır oldu. Yani gazı dozlaması eskisinde daha zor hale geldi ve kontrollü gaz açmaya çalışırken gazın birden açılıp motorun ileri atıldığını görür oldum. Tereyağ dan kıl çıkmıştı anlayacağınız. Zamanla azaldı bu şikayeterim ama yolum bir daha düştüğünde al bunu eski haline getir diyeceğim.

Bakım sonrası ne değişti derseniz, bana göre hiç bir şey. Zaten problem yoktu motorda. Daha iyi gitmiyor, daha az yakmıyor. Sadece uzun vadeli korumak için yatırım yaptık galiba. 

Selamlar

Erhan