izlenim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izlenim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2017 Pazartesi

Xmax400 ilk izlenimler

Xmax400 ilk izlenimler

Giriş

Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilirler. Fazer, Vstrom650 CBR 1000RR derken en son cefakar CBF150 im ile baş başa kalmıştım. 2.5 ay kadar önce onu da sattım ve evdeki bisiklet dışında iki tekerlekli bir aracım kalmamıştı. Sonrasında motosiklet eksikliğinden kaynaklandığını düşündüğüm bir huysuzluk hali, bir kaşınma, bir eksiklik hissi baş göstermeye başladı :) Finansal kısıtları da göz önüne alarak maksimum 17-18 bin tl seviyelerinde, uzun yola çıkabileceğim çok eski olmayan bir motosiklet arayışına girdim. VanVan200 den tutun, Inazuma, Forza300, Xmax250 derken kendimi ikinci el bir Xmax400 un devir işlemleri için noterde buldum. 400 cc dir, uzun yola gidilir, japondur diğerleri gibi üzmez, bagajı falan vardır eşya alır, ekstraları da varmış, çantası telefon tutacağı derken aldım gitti.



Vitesli den sonra ilk skuter

Uzakdoğu seyahatimde kullandığım pcx150 dışında bir skuter tecrübem yoktu. Onunla ilgili olarak da hafif ve kolay kullanılır olduğu aklımda kaldı. Pek yüksek hız yapmamıştım ama hatırladığım kadarıyla şehir içi hızlarda çok pratik ve kolay bir kullanımı vardı. Xmax400 nasıl olacağını çok merak ediyordum. Noter işlemlerinden sonra motoru teslim aldım ve üzerine kuruldum. İlk dikkatimi çeken şey selenin genişliği oldu. Sele çok geniş olunca 190 cm boyuma ve ayaklarımın yere tam basmasına rağmen yine de garip bir duruşu vardı. Diğer motorların aksine ayaklar açılarak yere basıyor. O da çok alışık olduğum bir vücut sekli değil motosiklet üstündeyken. Alışacağız elbet dedim. Kontağı çevirdim motoru çalıştırdım. (Titreşim mevzuna sonra değineceğim). Daha öncesinde debriyaj ile yapmaya alıştığım ilk kalkış ve ufak ilerlemeler için elimde sadece frenler ve gaz kolu olduğunu fark ettim sonra. Gazda normal olduğunu düşündüğüm bir boşluk var. Yine bu boşluğa alışmak ve gaz koluna aşina olmak gerekiyor. Kalkıyoruz eveeeet, ayakları yerden kestik direk bel hizası altımıza koymaya alışmışız, hop koyacak yer yok. Öne koymamız gerektiğini söylüyoruz bacaklara. Kız istemeye giden damat misali efendi efendi oturuyoruz. Bayideki elemanların arkamdan bakıp endişelendiklerini hissediyorum. Çünkü benim hareketlerim normal bir skuter sürücüsüne göre daha yavaş çekim gibi oluyor. Gazı yavaaaşça açıp kapatıyorum. Bayinin olduğu sokaktan bir çıksam üstümdeki bakışlarda kurtulup daha rahat hareket edeceğim :)

Tekerler küçük.. denge sağlama da biraz farklı sanki.. Sürüşün ilk 10 saniyesinde kendi kendime "benim bu motorla kapalı alan hakimiyet eğitimi çalışmam lazım" dedim. Ancak normal yola çıkıp hızlanmaya başlayınca yüzümde bir gülümseme oluştu. İlk tecrübeden sonra gelen sürüşle ilgili hisler ve izlenimler gayet olumluydu. Titreşim neredeyse kalmamıştı ve  Momo design ön cam umduğumdan daha iyi bir rüzgar koruma sağlıyordu. Diğer fark ettiğim konu ise bacak içlerine gelen rüzgâr ve üşüme hissiydi. Haaaa dedim, öncesinde biz benzin deposunu tutuyorduk orası rüzgâr almıyordu. Ama yine de iki teker üstünde rüzgârı hissetmeyi özlediğimi anladım. İyi ki de aldım şu motoru.. Çok şükür..





Motor

Bu motoru alırken endişelerimden biri de uzun yolda 90-110 km/h bandındaki hızlardaki genel haliydi. Yani bu hızlarda giderken bana “abi hızlı gidiyoruz, ben yoruluyorum” mu diyecekti, yoksa “abi böyle iyi, ben böyle akşama kadar giderim beni merak etme sen keyfine bak” mı diyecekti? Genel durum daha çok ikinci seçenekteki gibi. Bu hızlarda sollama yapmaya falan karar verip gazı açtığınızda 120-130 km/h a doğru hevesli hızlanıyor. Bununla beraber benim uzun yol performans beklentilerimi karşılayacağını anladım ve kafamdaki sorulardan birinin yanına daha “tik” işareti koydum. Motor 90 km/h hızla giderken 5000 devir çeviriyor. Buralar da motorun üzerine çok yük binmediği, hala elinde önemli bir potansiyelin olduğu devirler. Bunu sevdik. Bu devirlerde titreşim de yok. Gayet stabil, rahat.. Titreşim demişken, motoru özellikle soğuk iken ilk çalıştırdığınızda titreşimi gidonlarda ve aynalarda çok rahat görebiliyorsunuz. Yine bu titreşim ilk kalkarken de kendini belli ediyor. Ancak sonrasında gündem olmaktan çıkıyor. Yolda tekrar kendini ne zaman belli ediyor biliyor musunuz? İstemli veya istemsiz yavaşlayıp, özellikle rampalarda tekrar hızlanmak için gazı açtığınızda. Hangi devir aralıklarında olduğuna dikkat etmedim ancak böyle bir durumla birkaç kez karşılaştım.




Tabi manuel şanzıman her zaman ilk tercihimiz olsa da, otomatik şanzımanın güzel yönlerini göz ardı etmememiz lazım. Uğraşmak yok yani, basit. Gitmek istiyorsan gazı açıyorsun gidiyor. Kapatıyorsun yavaşlıyor (gaz kapatmak demişken, umduğumdan daha iyi bir kompresyon var motorda gazı kapatınca. Ben nedense daha akıcı olacağını tahmin etmiştim. Bu özelliğini de sevdik.) Ancak benim gibi motosikleti ulaşım aracı değil de keyif için sürüyorsanız, insan ister istemez manuel şanzımanı arıyor, özellikle virajlarda. Yani vites küçültüp doğru devirde virajda gaz açmaya başlamayı bunda pek beceremedim ben. Aslında teknik olarak araştırmak lazım. Her koşulda devir-hız değerleri sabit mi yoksa değişken mi diye. Ancak şununla karşılaştım genelde virajlarda: Hep bir veya iki üst viteste girmişim ve çıkışta gazı açtığımda motorum doğru devirde değil ve baygın. Çözülebilir mi, nasıl çözülür bilemiyorum. Belki Jcosta biraz derman olabilir bu derdime. Ha çok akıcı, çok keyifli viraj aldığım da oldu. Yeter ki şartlar doğru devirde virajda olmayı mümkün kılsın.

Viraj demişken biraz da yol tutuştan bahsedeyim. Motoru Manisa dan aldım, İzmir e dönüyorum. Bilenler Manisa İzmir arasını bilirler. Sakin bir trafikte keyifli bir rotadır, 3 şerit kaymak asfalt virajlı bir çıkış ve inişten oluşur. O gün bir şekilde (büyük tekerlek ve geniş gidon alışkanlığı olsa gerek) motosikleti istediğim gibi virajlara sokamadım. Genelde fazla hızlı hissettim o viraj için. Değerlere bakıyorum göstergede, aman aman hızlı da değilim? Lastikler ve/veya alışma evresi olarak düşündüm. Sonrasında aynı rotada yaptığım sürüşte daha keyifli, daha akıcı ve daha yüksek açılı bir sürüşüm oldu. Alıştıkça daha iyi olacak herhalde. Lastik demişken, üzerindeki Michelin City Grip lastikler 2014 Temmuz’dan, yani 7500 km lik ilk lastikleri. Şimdi planım Pirelli Diablo Scooter almak. Onlarla nasıl olacak yine burada paylaşacağım inşallah..

Frenlere değinecek olursak, genelde başarılı bulduğumu belirtmeliyim. 211+93 kg ı başarılı bir şekilde durduruyor. Panik fren denemedim/ihtiyacım olmadı henüz. Ancak bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Yine de artçılı sürüşte dikkatli olmak lazım, toplam ağırlık arttıkça normal olarak fren tepkileri düşüyor.



En son olarak malzeme kalitesi ve aksesuarlardan bahsederek tamamlayayım yazıyı. İlk 50 km sonunda toto acısı sebebiyle koltuğun üstüne bir minder attım. Şimdi daha rahatım. İtalyan momo design selenin üstüne turuncu sandalye minderi biraz garip durdu ama olsun. Sanat sanat için değil,  halk için olmalı bence :) Bagaj iki adet fullface kaskı alıyor almasına da, çeneden açılır olanlar iki taraftan sadece bir tarafa sığıyor. Bir de kaskınızda interkom var ise o bir sıkıntı olabilir. Birkaç kez bagaja koyduktan sonra, benim sol taraftaki interkom yuvasından çıkmak üzereymiş, kablosundan söküp kenara koydum. Bir de ön gözlerden bahsedeceğim. Ya onlar çok tel maşa duruyor yaa.. yayı açılması esnemesi falan. Fonksiyon veya ses olarak bir sıkıntı yok ama ne bileyim açıp kapatırken elde kalacak gibi.. :)

Sözün özü; motosikleti benim gibi şehir içinde kullanmayı riskli buluyor, 100 km+ ustu seyahatlerden keyif alıyor, yanınıza ıvır zıvır eşya almayı seviyorsanız, bir artçınız varsa ve konforuna düşkünse, biraz heybet ve yolda varlığınızı hissettirmek istiyorsanız, japon olsun başım ağrımasın diyorsanız ve bütçe kısıtlı ise, ben yaptığım 300 km sonunda xmax400 ü tavsiye ederim. Km ler ilerledikçe, yeni süspansiyon ayarları, yeni lastikler ile fikirlerim ne yönde değişir bilemiyorum. Ama ilk intiba gayet başarılı. Umarım almayı düşünenler, veya hali hazırda bir xmax400 sahibi olanlar için anlattıklarım bir nebze faydalı olmuştur.

Sevgiler


Erhan

30 Aralık 2016 Cuma

Vstrom u neden özlüyorum?

Vstrom u neden özlüyorum?

Daha önceki yazıda da belirttiğim üzere FZ6 Fazer imi satmıştım. Satma sebeplerimi düşündüğümde aklıma gelenler:
  •   35.000 km itibariyle egsantrik zinciri/gergisi ayarlama veya değiştirme ihtiyacı oluşma riski
  •        Frenlerinden memnun olmamam
  •        Model yılı itibariyle (2007) artık yeni bakım kalemlerinin ortaya çıkması
  •       Ve hepsinden önemlisi benim gibi atletik olmayan bir adam için 100-150 km den daha uzun mesafeli sürüşlerde kendimi konforlu hissetmemem ve sırtımda oluşan hafif sırt ağrıları. (Doğru oturma pozisyonu ve kolların konumu başlığını irdeledim. Pek o konuyla alakası yok rahatsızlığın)

olarak belirtebilirim. Bunun yanında arkadaşımın Vstrom unu kaymak asfalt ve virajlı bir parkurda 60 km kadar kullandıktan sonra yüzümde oluşan tebessümün Fazer imi satma konusunda önemli bir etkisi olduğunu itiraf etmeliyim.

Satış sonrasında “temiz” bir Vstrom arayışım çok uzun sürmedi. Fazer i satın aldığım arkadaşım Mustafa kendine o dönem çok temiz bir Vstrom bulmuş ve almıştı. Ben Fazer i sattıktan sonra onun da Vstrom u satıp nakite dönme planlarını öğrenince konuyu çok uzatmadan noterde buluştuk. Alım satımı gerçekleştirdik. İşte yan çanta seti ve parlak mavi rengiyle bayağı heybetli bir seyehat motorumuz oldu. Hoş geldin :)




Fazer dan sonra ağırlık merkezinin yukarıda olması denge ve yavaş manevralarda ilk birkaç gün garip gelse de, sonrasında çok uyumlu bir ikili olduğumuzu belirtmeliyim. Dört silindirden sonra V motor farklı bir deneyim gerçekten. İnsanı baştan çıkaran bir sesi yok, çok devir çevirmeye de istekli değil belki ama o hep “lineer bir güç bandı var” diyorlar ya, kullanınca o lineer lik neymiş anlamış oldum. Tork alt devirlerden itibaren geliyor ve bir patlama, artma ya da azalma olmadan orta üst devirlere kadar kararlı bir çekiş sunuyor. Kolay yani. Fazer a göre daha insancıl, daha uysal, insan daha kolay bütünleşiyor motosiklet ile. Tabi bunda benim sürüş deneyimimin artması ve 100 kusur beygir den sonra daha kontrol edilebilir bir 65-70 beygir e düşmenin de etkisi olabilir. Kuruluyorsun motosiklete “bey gibi, efendi gibi” vuruyorsun kendini yola. İlk viraja gelene kadar araba kullanmaya daha yakın bir karakter var. Oturma pozisyonu çok rahat, rüzgar koruması fazlasıyla yeterli (bizimkinde on cama eklenmiş ilave bir difüzor daha vardı ve 189cm boyumla bile gayet rahat ediyordum). Viraja gelip kontrayı verince motosiklet o kadar tatlı “devriliyor” ki, çoook keyifli.  Galiba arkadaşımın Vstrom unu kullandığımda da beni vuran bu özelliği oldu. Tabi burada viraj almanın daha keyifli olmasında  geniş gidonun kontrayı vermeyi kolaylaştırdığını, yüksek ağırlık merkezinin motosikletin virajda “devrilmesi”ni daha hissedilir kıldığını hatırlamamız gerek. Hasılı motosikletin çok ahenkli çok tatlı bir viraj alma yeteneği var. Mutlaka ama mutlaka yaşanması gereken bir deneyim.  Şöyle de tarif edebilirim aslında: Uçağa binersiniz, ilk 30 sn den sonra yükselmeye devam ederken o koca kütle yumuşak bir şekilde sağa veya sola yatar ya, aynı onun gibi bir şey bence J Bak şimdi bunları yazarken bile gülümsüyorum :)

Vstrom'umla geçen 1,5 yılda bir defa İzmir-Kaş , birkaç defa da (artçılı veya solo) İzmir-Bodrum seyahatim oldu. Hepsinden büyük keyif aldım. Aynı seyahatleri Fazer ile de yapan biri olarak Vstrom’un çok çok daha konforlu ve keyifli olduğunu belirtmeliyim. Tipik japon motosikleti geleneklerine bağlı olarak herhangi bir teknik problem yaşamadım. Motosiklet bende olduğu süre boyunca fonksiyonlarını neredeyse kusursuz bir şekilde yerine getirdi.

Peki masallardaki aşk hikayelerini andıran bu mutluluğumuza rağmen ben neden Vstrom dan vazgeçtim. Bir süre sonra 65-70bg güç yetersiz gelmeye başladı (ne nankör bu insanoğlu). Motosiklet uzamıyor düzlüklerde, ben dört silindirin sesini ve çekişini özledim falan demeye başladım kendi kendime. (Bu süreçte malvarlığımın ciddi bir bölümünü motosiklet olarak değerlendirmek gibi gayet mantikli!!! Bir karar ile 2014 yılında sıfır km bir CBR1000RR aldım (kampanya vardı ne yapabilirim J ) Bir süre hem CBR1000RR hem de Vstrom u kullandım. Sesin de çekişin de gazı açınca uzamanın da ne demek olduğunu anladım. CBR1000RR konusu bence ayrı bir yazı konusu, biz Vstrom a dönelim.)





Neyse; nakite dönme ihtiyaçları çerçevesinde hem Vstrom u hem de CBR1000RR ı, ikisini de elden çıkardım. CBF150 im ile baş başa kaldık sonunda. Ve 1 yılı aşkın süredir yüksek hacimli bir motosikletim yok. Peki şu an en çok hangisini özlüyorsun derseniz aklıma ilk Vstrom geliyor. Kendimi hep çam ağaçları arasında virajlı yollarda salına salına Vstrom un üzerinde hayal ediyor buluyorum. Sonra az da olsa yine dört silindir fetişi depreşiyor ve devir yükseltmenin, vites atmanın ve uzamanın hayalini kuruyorum. Kafamda deli sorular :) 


21 Kasım 2013 Perşembe

Yeni Motosikletim

25 Ekim tarihinde hayatımda birkaç kez gerçeklesen bir şey daha yaptım: Motorlu bir araç satın aldım. Tam da istediğim gibi bir motosiklet bulmuştum. İlan sahibi uzun uzun yazmış motor hakkında. Sahibinin kıl biri olduğunu belli ediyordu. Bir telefon görüşmesi, 15 dk. motoru görme sonunda el sıkıştık. İki gün sonra da alım satımı yaptık. 150 cc bir motosikleti sadece 1200 km kullanmıştım. Okuduğum tüm yazılarda 150 cc gibi bir motosiklet ile en az 10.000 km devirmenin ve sonrasında cc yükseltmenin mantıklı olduğunu söylüyorlardı. Daha doğrusu daha güvenli olacağından bahsediyordu herkes. 600cc lik yarış motoru bloğuna sahip bir motosiklet elbette riskli idi. Frenlerinin o motosiklet için biraz zayıf kaldığını özellikle arka frenin çok kolay kilitlenebileceğini her yerde okuyordum. Ama şöyle bir problem vardı. Önümüz kış, benim 150cc ile 10.000 km yi tamamlamam demek önümüzdeki yazın da geçeceği ve benim hayalini kurduğum motora 2 yıl sonra kavuşacağım anlamına geliyordu.

Hayatımda ender bir şekilde mantığımla değil de duygularımla karar verdim ve aldım. Yaşım olmuş 32, bu saatten sonra bu tip bir keyfi/hobiyi çok da ötelemek istemiyordum. O anı çok sevmişimdir hep. Bir an önce karar verip rahatlamak isterim çoğu zaman. Hayırlısı olsun dedikten sonra hep çok şaşırırım. Nasıl yani, bitti mi? Aldım mı?

Motosiklet büyük. Gözüm yemiyor şehir trafiğinde kullanıp işyerine götürmeye. Sahibinden rica ettim. Motosikleti muhafaza edeceğim yere kadar götürebilir misin diye. Sağolsun götürdü. Motosikleti de başka bir yere kaçırmadı. Malum benim Fiesta ile arkasından yetişme şansım da pek yoktu.

O gün işyerinde çok da verimli çalıştığımı söyleyemem. Aklım hep depoda. Zırt pırt molaya çıkıp duruyor mu diye bakmaya çıkıyorum. Neyse ki sonunda üzerine oturdum. Orta sehpadan indirdim. Kütle çok büyük. Hele de 150 lik motorumdan sonra. Ateşlemeyi açtım. Kontağı çevirdim. Bir vızıltı geldi. Enjeksiyonlar hazırlanıyor. İbreler sonuna kadar gitti geldi ve evet sonunda marşa basmaya hazır. Derin bir nefes çekip, bismillah diyerek marşa bastım. Şimdi nasıl anlatsam, 4 silindirli motorun rölantideki homurtusu çok dolu ve derinden geliyor. Sonrasında neler yapabileceğini haber veriyor adeta. Uzun zamandır kalbim böyle hızlı çarpmamış, böyle heyecanlanmamıştım.  Pati pati depodan çıkardım. Devirmeden ilerlemek o an en önemli hedefimdi. Allah tan boyum uzun (189 cm) da motor üzerinde yürümek çok sıkıntı olmuyor. Gün ışığına çıktığında daha da bir güzel mi oldu ne? Bkz Resim1


Arkadaşlar sağolsun geldiler. Tebrik ettiler. Herkes bakıyor sağına soluna. Kötü bir şey söyleyen olsa direk küseceğim. O haldeyim. Herkes çok beğeniyor ben de o kadar gururlanıyorum. Benim evet benim büyük hacimli, güzel, temiz, pırıl pırıl bir motosikletim var. İlk motosiklet dergilerine bakmaya başladığımda yıl 1997 idi yanılmıyorsam. 1100xx ile zz-r1100 un karşılaştırmaları vardı. Onlara bakarak hayaller kurardım. Yine oturduğum ilçeye gelen motosiklet kalkış yarışçılarının motosikletlerine bakmak için başıma güneş geçtiği de olmuştu. İşte 17 sene sonra (Oha, ne çok yaşlanmışım..) Allah nasip etti çok şükür.

Anahtarı elimden düşürmüyorum. Akşam onunla uyuyorum. Hep elimde. Bakıp bakıp gülümsüyorum. Sevgilinin resmine bakıp bakıp doyamamak gibi bir şey. Aradan birkaç hafta geçti ve bugün itibariyle 1300 km geride kaldı. Bir sonraki yazıda sürüş izlenimleri, kıyafet, zincir temizleme, headers parlatma, arka çanta vs gibi konulardan birini yazmayı planlıyorum.