28 Ocak 2019 Pazartesi

XMAX 400 Sürücü Sırt Dayama Çözümü Denemesi



Önceki X-Max 400 yazılarında da belirttiğim gibi, ergonomik konular bu motosikletle ilgili şikayetçi olduğum belki de tek başlığı oluşturuyordu. 50-100 km lik rotalarda genel olarak bir sorun yaşamazken, daha uzun mesafeli sürüşlerde sırt, bacak kol ağrıları sürüşü çok çileli hale getiriyordu. Bunun dışında Xmax400 neredeyse mükemmel bir motosiklet. Gücü, kullanım kolaylığı, sağlamlığı, bagaj hacmi neredeyse bütün konularda çok başarılı. Ancak uzunca rotalara çıkamayacaksam, benim için motosikletin önemli bir fonksiyonu eksik kalıyor.

Yakın zamanda motosiklet değiştirme planım olmadığı için bu soruna çözüm olabilecek alternatifler üzerinde kafa yormaya başlamıştım. İlk olarak aklıma sırt dayayabileceğim hazırda olan "birşeyi" koltuğa sabitlemek geldi. Bu çerçevede kabin valizimi arka seleye sabitleyerek birkaç sürüş yaptım. 



Genel olarak faydalıydı ama gereğinden fazla uzun olduğu için çok rahat değildim. Kısaltma imkanım da olmadığı için o seçeneği rafa kaldırdım.




Sonrasında benzer şekilde başka bir seçenek geldi aklıma. Sırt çantasına yastik doldurdum ve onu sabitledim arka seleye. Bu opsiyonda da gerekli verimi alamadım. Yastıklar yumuşak geldiği için bir destek sağlamıyorlardı. yAslandıkça geri doğru gittiğim için çok da bir anlamı olmamıştı bu denemenin. 

Zaman geçtikçe başka alternatif üzerine kafa yordum. Havayla şişirilecek desteklerden tutun, hasta destek yastıklarına kadar farklı yöntemler üzerinde durdum. Ancak hiçbiri için fiili bir çalışma yapmadım.

Seçeneklerden biri de hali hazırda selede mevcut olan bel desteğini ilave pimler ile yukarı kaldırmaktı. Onun için de ilave pim yapımı vs gerekecek, hatta binecek yük ile seleye zarar verme ihtimalim olacaktı.



Tüm bu alternatifler çerçevesinde kendimi bu hafta sonu Koçtaş ta buldum. Bir yandan dolanıyor bir yandan da malzemelere bakarak bir çözüm bulabilir miyim diye düşünüyordum. Gözüme Strafor/EPS plakalar ilişti. Elimle bir yoklayınca aslında doğru kullanılırsa bir çözüm olabileceği kanaatine vardım. Katmanlar halinde birbirine yapıştıracak, sonra gerekli ebada getirecek sonrasında ise streç film ile sararak hem yağmurdan korunaklı hale getirip hem de yük binen noktalarını daha mukavim hale getiririm diye düşündüm. 

Uygun yapıştırma silikonunu, 2 adet 5 cm, 1 adet 4 cm kalınlığında strafor plakayı, steç filmi ve falçatayı 100.36 TL ye satın alarak evin yolunu tuttum.


Öncelikle kabin tipi valizimi mastar olarak kullanarak blokları kestim. Kalan parçaları da üzerine gelecek şekilde 6 kat olarak birbirine yapıştırdım. Unutmadan silikonu kullanmak için silikon tabancasına ihtiyacınız olacak, ben apartman görevlisinden rica ettim, sağ olsun işimi görecek bir tabancayı bana temin etti.






Falçata ile hassas kesim yapmak umduğumdan daha zor oldu. Isıtılmış tel ile çalışan strafor bıçakları mevcut. Onlardan edinilebilirse daha hassas kesimler yapılabilir diye düşünüyorum. Böylelikle 6 kat tabakadan oluşan bir strafor bloğum oldu. Üzerine ağırlıklar koydum ve iyice yapışmasını bekledim. Ağırlık olarak resimden de göreceğiniz üzere halter disklerinden kullandım. yaklaşık 20 kg lık bir ağırlık var resimde.




Projenin ilk günü sona ermişti. Son şekillendirmeyi ertesi sabaha bıraktım. Böylelikle yapışma işleminde de risk almamış olacaktım.



Ertesi sabah ilk işim ağılıkları kaldırıp plakaların iyi yapışıp yapışmadığını kontrol etmek oldu. Birbirinden ayırmak için ciddi kuvvet uyguladım ancak ayıramadım, yapışma işlemi başarılıydı. Şimdi sıra ince kesimleri yapmaya geldi. Çantaya bkan yuzunu çantanın girinti ve çıkıntılarına oturacak şekilde kesmeye çalıştım. Fazla kesersem geri dönüş olmayacağı için aşağıya motosikletin başına indim ve orada ilave kesimlerimi yaptım.

Yine aynı şekilde sırt dayama kısmının eğimli kesimi, sırtın oturacayı yüzeye içbükey kavis verme işlemlerini çöp kutusu ve motosiklet arasında mekik dokuyarak yaptım. Sonunda makul bir ürün elde etmiştim. Sırt dayama bloğumu ahtapot lastik ile seleye sabitledikten sonra motosiklete kuruldum. Biraz dah eğim ve bel ayarı için son kesimleri yaptıktan sonra yüzümde bir gülümseme oluştu. Galiba olacaktı.





Doğruca eve çıkıp şimdilik son aşama olan streç film ile kaplamayı yaptım. çıkan ürün biraz büyükçeydi, fazlasıyla kübik ve çakma duruyordu ama önemli olan amacına hizmet etmesiydi. Bu "şey" benim uzun yol için biletim sayılırdı.. 

Sonrasında hemen kıyafetlerimi giyip bir deneme sürüşüne çıktım. İlk birkaç yüz metreden sonra hala çok dik olduğuna karar vermekle birlikte, genel olarak bayağı başarılıydı. Bacaklarımda, kollarımda, sırtımda neredeyse hiç yük binmiyordu. Klasik rotam olan manisa ya gidip geldiğimde projeye 85% olarak onay vermiş durumdaydım. Şimdi streç film sökülecek ve sırt dayama noktası daha eğimli ve bel çukuru biraz daha oturacaak şekilde güncellenecek. Sonrasında "çakma" görünümü bertaraf etmek biraz şekliyle oynayabilirim. Ama asıl olarak sele ile uyumlu, deri görünümlü bir malzeme ile kaplatacağım. Sonrasında ise ver elin Kaş, Kalkan hatta belki de İsviçre Alpleri, kim bilir 😊




11 Ocak 2019 Cuma

Kış Mevsiminde Motosikleti Muhafaza Etmek / Branda Kullanımı

Malum Kış mevsiminin ortasındayız. 
Motosikletini kapalı otopark veya garajda tutma lüksü olmayan çoğunluk için aslında sıkıntılı bir dönem. Özellikle bu mevsimde yağmur, kar veya rüzgar motosikletimizi hem kozmetik hem de teknik olarak yıpratan etmenler. Her ne kadar dış ortama uyumlu malzemelerden üretilmiş olsalar da, aslında plastik aksamların boyaları, selemiz, gösterge, kumanda butonları veya far gibi elektrikli aksamlar özellikle uzun süre suya maruz kaldıklarında problem çıkarmaya başlayabiliyorlar.

Piyasadaki alternatiflere baktığımızda, kış şartları için iki alternatif mevcut: dış ortamlar için üretilmiş olan özel motosiklet garajları veya branda. 

Gerek fiyatı, gerek kapladığı yer, gerekse yüksek maliyeti sebebi ile özel garajları bu yazının konusu dışında bırakıyorum. Genel olarak motosiklet brandası konusuna değineceğim.

Online alışveriş sitelerine göz attığınızda 50 liralardan başlayıp 500 liraların üzerilerine çıkan branda alternatifleri bulmak mümkün. Risk seviyesini minimize etmek adına "marka" olarak nitelendirilebilecek ürünler seçilebilir. Yine aynı şekilde kullanıcı yorumları da doğru fiyata doğru ürünü alma konusunda yardımcı olacaktır. 

Fiyat, bütçeye göre değişeceği için burada aslında ebat konusunun önemine değinmek istiyorum. Kendi deneyime dayanarak 4 sene önce aldığım orta fiyat segmentindeki marka olmayan brandayı, vstrom, cbr1000rr veya Xmax400 için büyük bir memnuniyetle kullanıyorum. Alacağınız brandanın motorunuzun ebadına bağlı olarak XL veya XXL ebatlarda olmasını şiddetle tavsiye ederim. Küçük branda topcase kullanımı veya model değişimlerinde sıkıntı çıkartabiliyorken, büyük brandaya sahip olmanın çıkartacağı problemler daha çözülebilir oluyor.


Brandayı motosiklete sabitlemek de diğer bir önemli konu. Brandayı motosiklete alttan sabitleyen toka ve alttaki lastikli kısım çoğu zaman (özellikle rüzgarlı havalarda) yeterli olmuyor. Özellikle şiddetli rüzgar alan bir yere motosikletinizi bırakmak zorunda kalıyorsanız, iyi sabitlenmemiş bir branda paraşüt etkisiyle motosikletinizi devirip, hem motosikletinize hem de yanına park edilmiş olan diğer araçlara hasar verebilir.

Bu noktada kancalı bagaj lastikleri çoğu zaman olduğu gibi yine yardımımıza koşuyor. Toplamda 5 veya 6 tane kancalı lastiği brandayı örttükten sonra ön tekerlek, arka sele, arka tekerlek, depo üstü gibi noktalardan sabitlediğinizde motosikletiniz için gayet makul bir koruma sağlamış oluyorsunuz. (Sabitlemeden önce anahtarınızı yuvadan almış olduğunuza emin olun, sonrasında brandayı açıp tekrar kapmak zorunda kalabilirsiniz 😊)



Brandayı sabitlemek için kancalı lastiklere ilave olarak birkaç ayakkabı bağcığı kullanmanız da faydalı olabilir. Mesela ayna bölgelerini ben ip ile bağlıyorum. Bu şekilde motosikletimizi derli toplu bir halde muhafaza etmiş oluyoruz.


Doğru sabitlenmiş bir branda, kedilerin selenizde sefa sürmesine engel olmak için de etkili bir yöntem olduğunu belirtmeden geçmeyeyim..

Motosikletin hala ıslak olan brandasını çıkarmak zorunda kaldığınız durumlarda, brandayı kuruyacak şekilde eve veya balkona çıkarmak, brandanın sağlığı açısından son derece önemli. Yine motosikletinizi kullandıktan sonra örtmeden önce mümkünse egsozun soğuması için beklemeniz de çok faydalı olacaktır. Ancak kendi deneyimlerim sonucunda sıcak egsoz üzerine branda örtmekten kaynaklanan herhangi bir problem ile karşılaşmadım. Kendi alacağınız branda da problem olmayacağına emin olmadan önce  bu konuda dikkatli olmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Kendi brandam birkaç yerinden yırtılmaya başladığı için yakın zamanda yeni bir branda almayı planlıyorum. Sonrasında yine buradan değerlendirmelerimi paylaşıyor olacağım.

Herkese güvenli ve keyifli sürüşleri diliyorum.

Erhan





22 Mart 2018 Perşembe

Xmax 400 ile İzmir-Bodrum Yolculuğu




Malum bu kış İzmir de çok soğuk geçmedi. Ancak yine de birkaç aydır motosiklet ile uzun bir yolculuğa çıkmamış olmanın verdiği rahatsızlık ile “bu hafta sonunu motosiklet hafta sonu ilan ediyorum ve şartlar ne kadar zor olursa olsun (yağmur, rüzgar vs) kendimi yollara vuruyorum” diye kendime bir söz verdim.

Nereye gitmeliydim acaba? Kaş a gitmek çok isterdim ancak yol bir gün gidip ertesi gün dönmek için çok uzundu. Marmaris? Evet şehre giriş öncesinde çok güzel virajları olsa da, oraya da gözüm yemedi. Bodrum? Google maps -> başlangıç: izmir varış: bodrum -> 250 km. -> hmm ideal bir mesafe. Bodrum olabilir. Evet evet Bodrum olsun.

Günlerden pazartesi. İşte en sevdiğim an. Seyahatin kendisi kadar keyif verici olan “planlama” kısmı. Önce hava durumunu kontrol ettim. 5 -6 gün sonrasına baktığım için doğruluğu çok güvenilir olmasa da havanın bulutlu olacağı kesin gibiydi. Sıcaklık 15 derecenin üzerindeydi, yağmur riski vardı ve rüzgar hızları 20 km/h in üzerindeydi.

Havanın bulutlu olması bir engel değil, sıcaklık psikolojik sıcaklık eşiğimin üzerinde (13 derece), yağmur problemi bir yağmurluk ile çözülebilir ve rüzgar ne kadar kötü olabilir ki? Şeklindeki kendimi ikna sürecini de hızlıca tamamladıktan sonra önemli bir konuyu çözmem gerektiğini gördüm: Yağmurluk almam lazımdı. Araştırmalarım, markalı ürünler için 400-500 tl, düşük bütçeliler için ise 70-80 TL civarlarında bir harcama yapmam gerekeceğini gösteriyordu. Ara fiyatlı bir ürün ideal olacaktı aslında. Sonunda Kappa Hevik HRS102 ürününde karar kıldım. Alternatif fiyatlar ve bedenler bakarken Bursa da bulunan Aydın Bisiklet (http://www.aydinbisiklet.com.tr/) in en uygun fiyatı verdiğini gördüm. İlk defa alışveriş yapacağım için bir problemle karşılaşır mıyım tereddütü ile siparişimi verdim. Ürün ertesi gün elimdeydi. Sonraki alışverişlerimde mutlaka göz önüne alacağım bu firmayı. Hemen ofiste bedenini denedim, onda da bir problem yoktu. Evet en önemli konu başlığının yanına bir tik atabilirdim artık.




Sonrasında otel araştırmalarına başladım. Mevsim itibariyle fiyatlar genel anlamda çok uygun olsa da bütçeyi genel olarak aşağıda tutmak istediğim için düşük fiyatlı alternatiflere baktım. Etstur üzerinden 68 liraya oda kahvaltı olarak Costa Bodrum City otelinde Cumartesi konaklamamı da satın aldım.

Şimdi sıra yol üstünde nerelerde bir şeyler yiyebileceğimi araştırmaya gelmişti. Instagram da kaydettiğim birkaç lokasyon ve tripadvisor incelemeleri sonrasında, güzergah üzerinde olan Söke de ki Bülent Usta Çöpşiş i de öğle yemeği noktası olarak belirledim.
Her şeyim tamam.. artık yola çıkabilirim.

Uyandığımda bulutlu kasvetli bir gökyüzü ile karşılaştım. Sabah çok erken yola çıkmanın bir anlamı yoktu. Sıcaklığın biraz daha yükselmesini beklemek mantıklı olacaktı. Güzel bir kahvaltı edip sakin sakin çantaları hazırlamaya başladım. Arka çanta ve sele altı epey bir hacim sağlıyordu aslında. Bu yüzden ihtiyacım olabilecek her şeyi koydum, tabi yağmurluğumu da.

Kontak çevirdim ve yola koyuldum. Şehir içindeki 10-15 dk lık sürüşte taze ve serin havanın tadını alabilmek için vizörü kapatmadım. Çevre yoluna bağlanınca biraz daha hızımı yükselttim ve 90-100 km hız ile yolculuğum başlamış oldu. İyi ki de yola çıktım dedim kendi kendime.

İlk 20-30 km sonra rüzgar etkisini göstermeye başladı. En başından beri barışamadığım scooter oturma pozisyonum ise kalçamda, sırtımda ve kollarımda kendini belli etmeye başlayan ağrıların en önemli sebebi idi. Daha sık mola vererek bu problemi çözmeliydim. Hem yetişecek bir yerim yoktu. Ben yolun tadını çıkarmak için yola çıkmıştım. Aydın otobanındaki Shell benzin istasyonunda ilk molamı verdim. Bir kahve içerek biraz yorgunluk attım ve fotoğraflar ile eşe dosta yolda olduğumu ve iyi olduğumun haberini verdim.





Otoban dan çıktıktan sonra yarım depo olan benzinimin azalmakta olduğunu gördüm ve Söke girişinde Opet ten yol arkadaşımın susuzluğunu giderdim. Benzin ölçümü yapabilmek için fişleri cüzdana koyup tekrar yola koyuldum. 



Söke çıkışındaki sanayi nin girişini aramaya başladım. Sanayiye girince ilk göbekte durup, yemek yiyeceğim Bülent Usta’nın lokasyonunu telefondan kontrol ettim. Sokak numarası vardı ama o sokak numarasını enine boyuna geçmeme rağmen bir çöp şişçi görememiştim. Canları sıkılmakta olan esnaf, bu rüzgarlı ve bulutlu havada ne arıyor acaba diye beni süzerken bir yandan da çaylarını yudumluyorlardı. Umudumu kaybediyordum. Cadde üzerinde kalabalık olan bir lokantaya gitmeye karar verdim. Motoru park edip oraya doğru yürürken lokantanın yanında ama cephesi caddeye doğru olmayan ve herhangi bir tabelası da göze çarpmayan çöp şişçi yi gördüm. Dışarıdaki iki masadan birine oturup siparişimi verdim ve afiyetle yedim. (buçuk köfte+copsis+fanta=32.5 TL) 



Tekrar yola çıktım ve Milas a ulaştım. Yol boyunca rüzgar artık kendini hissettiriyor ve yormaya başlıyordu. Bir mola daha verdim. Artık mola vermeye de üşeniyordum. Çünkü hem dinlenemiyor hem de kask, buff, eldiven çıkarıp giymekten bıkmaya başlamıştım.



Neyse ki sonunda bodrum un girişindeki, sahile paralel tatlı virajlı son bölüme gelmiştim. İlk defa bu motorla bu yolu gidecektim. V-strom ile aldığım keyif aklımdan çıkmamıştı ve Xmax’ımın nasıl bir his vereceğini çok merak ediyordum. Sonuç olarak yüzümde kocaman bir gülümseme ile Bodrum a girdim. Bu yol gerçekten çok güzel, gerçekten..






Oteli bulmam zor olmadı. Çantalar çıkartıldı, kask ele alındı ve odaya mağrur adımlarla yüründü. Sonuçta çok zor(!) bir macerayı başarmış, sağ salim hedefe ulaşmıştım.. 10:00 da başladığım yolculuk 14:30 da bitmişti. Yorulmuştum, bunu odaya girince daha iyi anladım. Hemen kıyafet değiştirip kendimi yatağa attım. 1,5 saat kadar deliksiz uyudum. Gözlerimi açtığımda hem dinlenmiştim hem de şehir merkezine inmeye hazırdım. 




Motoru otelde bırakıp ara sokaklardan limana indim. Rüzgar hala vardı ama arada güneş açıyordu artık. Akşam yaklaştığı için hava serinlemeye başlamıştı. Sokaklarda umduğumdan daha fazla sayıda scooter görmek beni hem şaşırttı hem de sevindirdi. Bir Honda hükümdarlığı var burada. Her yer Spacy veya PCX. Hem dolanıyor hem de nerede ne yiyebileceğime bakıyordum. 



Bir şeyler yedim bir kahve daha içtim ve aksam otele dondum. Ertesi gün sabahtan oyalanmayıp yola çıkmak üzere plan yaptım. Malum Cumartesi yağmur yağmamış olması, Pazar da yağmayacak anlamına gelmiyordu.

Dinlendirici bir uykudan sonra sabah 9:00’da otelden çıkış yaptım ve yola koyuldum. Gelirken karşıdan esen rüzgar bu sefer arkamdan esiyordu. Daha az yorulmayı ümit ederek yola devam ettim. Ancak çok geçmeden yine ağrılar sebebi ile mola ihtiyaçları baş gösterdi. Milas ta benzin aldım yine. Erken yola çıktığım için yemek yemeyecektim yolda. Yani güzergahta iple çektiğim bir restoran da olmaması bu kararımda etkili oldu. Otobanda da bir mola vererek 13:00 gibi İzmir e ulaştım.




Toplam 500 km lik yolculukta neredeyse hiç tehlike atlatmamışken İzmir’e girdikten sonra eve son 5 km kala 3 tane sıkıştırma, kontrolsüz yola çıkış şeklinde “ramak kala” lar yaşadım. Tekrar şehir içinde motor binmeme kararımın ne kadar doğru bir karar olduğunu gördüm. Evin önünde kontağı kapattığımda hem mutlu hem de yorgundum. İyi ki de motosiklet biniyorum dedim kendi kendime.




Sonuçlar:
1.       Xmax400 uzun yol için güç ve yol tutuş anlamında gayet yeterli.
2.       Yakıt tüketimi 4.1 lt/100km olarak gerçekleşti.
3.       Benim için 250 km üzerindeki yollar bu motorla ergonomik sebeplerden dolayı çok sağlıklı değil. (Ergonomik problemler çözülebilirse, mesela sürücü için sırt dayama, o zaman tadından yenmez : ) )
4.       Yağmurluğun ambalajını açmadım ama bu vesile ile bir yağmurluğum oldu.
5.       Üzün ön cam opsiyonunu düşünmek lazım
6.       Herşeye rağmen motosiklet kullanmak çok güzel bir şey. Üşenmeyin, ertlemeyin.. rota neresi olursa olsun.. yola çıkın.. :)





7 Kasım 2017 Salı

Xmax 400 3.500 km Sonrası Değerlendirmelerim

       Motosikletimi aldığım günden beri geçen 7 ay içinde 3.500 km yol yaptım. Herhangi bir kazam belam olmadığı gibi  (çok şükür) canımı sıkacak bir teknik arıza vs de olmadı. (Yürüme hızında rampadan inerken ön tekeri kilitleyip motoru sağa devirmemi kazadan saymıyorum. Ilk defa motosikletten düştüğüm an olması itibariyle benim için önemlidir ve sebepleri ve çıkarılacak dersler itibariyle ayrı bir yazı konusu olmayı hak etmektedir.)
     Daha önceki yazılarda da belirtmişimdir, şehir içinde motosiklet kullanmayı çok tercih etmiyorum. Bu sebeple bu 3.500 km dur kalk trafiği olmayan ve 70km/h ve üstü hızları olan güzergahlarda tamamlandı. Önem sırasından bağımsız olarak aklıma gelen sırayla yorumlarımı yazmaya başlayayım:



1.            Momo Design Ön Cam: Motosikleti almadan önce uzun cam opsiyonlarını araştırmıştım. Konfora önem veren bir motosiklet sürücüsü olarak, rüzgarın çok rahatsız edeceğini ve camın olmazsa olmaz grupta olacağını tahmin etmiştim. Ama yanılmışım. 120-130km/h hızlar üzeri hariç, yani normal kullanım hızlarında rüzgardan çok rahatsız olduğumu söyleyemem. Evet rüzgar alıyorum ama çok yorucu ve keyif törpüleyici seviyede değil. O yüzden sanırım sonuna kadar bu camla devam edeceğim. Ancak piyasada bulunan camların 150-160 tl fiyatlarını görünce alıp denemek de aklımdan geçmiyor değil. Belki de çok hissedilir bir fark yaratacak. Olur da denersem yine buradan sizinle paylaşıyor olurum.



2.           Yakıt Tüketimi: Benim X-Max400’üm ün yakıt kullanımı aradaki yağ değişimi sonrası biraz daha iyileşmekle beraber  normal kullanım şartlarında şöyle bir değere oturdu. 4,5 lt/100km. Uzun düz yollarda 90 km sabit hız ile 4 litrelere  kadar çekmek mümkün iken, tempolu sürüş ve tırmanma ağırlıklı parkurlarda 5 lt ye doğru yaklaştı. Ama ne 4 ün altına düştü ne de 5 in üstüne çıktı. Bu değerleri her defasında tam depo benzin alıp, tripmetreyi sıfırlayarak ölçtüğümü de belirtmeliyim.




3.       Sele Konforu: Sele en başlarda çok sert gelmişti. Hatta turuncu minderimi kullanmaya başlamıştım. Kısa sürüşleri mindersiz yapmak mümkün ancak 50 km ve üzeri kullanımlarda standart sele ile devam ettiğim zaman kuyruk sokumu bölgesinde ciddi rahatsızlık hissediyorum. Bu konuya bir çözüm getiremedim maalesef.
   İşin biraz daha kök nedenine inersek aslında oturma pozisyonunda uzun süreli kullanımlarda bir sıkıntı var benim için. Dizlerimle tutacağım bir benzin deposu olmadığı için kollarıma yük biniyor ve benzer şekilde bacak üst kısımlarında 1 saatlik sürüş sonrasında ağrılar hissediyorum. Yol düz ise geçici süreli daha dik oturma ile koldaki ve bacaklardaki yükü azaltıp dinlenip eski oturma şekline dönerek şimdilik devam ediyorum. Ancak ayakların önde olduğu herhangi bir sürüş pozisyonunda kollara ve bacak üst kısımlarına yük binmemesi sanki imkansız. Belki sırtın dayanacağı bir yapıya ihtiyaç var bilmiyorum.
     Sonuç olarak çok şeyinden memnun olduğum motorumun bendeki neredeyse tek negatif yanı sürüş pozisyonu ve işin kötüsü  bunu kalıcı şekilde çözebilmek şimdilik gerçekten zor görünüyor. (Bu yorumu 1 saat ve üzeri sürüşler için yaptığımı tekrar hatırlatmak isterim.)




4.       Titreşim: İlk değerlendirme yazısında titreşimden bahsetmiştim. İşin doğrusunu söylemek gerekirse bu konu motosiklete alıştıkça gündem olmaktan çıktı. Sürüş esnasında veya sonrasında elde, ayakta veya kalçada karıncalanma gibi bir problem yaşamadım. Yine titreşim sebepli sürüş keyfimin kaçtığını bile hatırlamıyorum.



5.       Süspansiyon: Motosikletin ön süspansiyonlarında bir ayar mekanizması yok. Km görece düşük olduğu için herhangi bir yağ kaçağı, keçede bir problem de gözlemlemedim. Diğer motosikletlerim ile karşılaştırdığımda (doğal olarak) Xmax400 ün ön süspansiyonunu daha hissiz olarak tanımlamalıyım bence. Orta hızlı virajlarda (60-90) tatminkar bir yol tutuş ve çizgiyi koruma becerisi sunabiliyor. Tabii olarak bunda lastik durumu (ilerleyen satırlarda değineceğim), arka süspansiyon ayarları ve yapısı itibariyle küçük çapta tekerleğe sahip olmasının etkisi var.
         Arka süspansiyonun sertlik ayarı selenin içinde bulun takım çantası ile manuel olarak yapılabiliyor. Süspansiyonu sertleştirmek kolay iken, yumuşatmak teknik olarak daha zor. Ben bir süre aldığım ayarlar ile kullandım. Ancak Vstrom daki arka süspansiyonu sertleştirme işlemi sonrasında sürüşün ve yol tutuşun ne kadar değiştiğini deneyimlediğim için XMax400 de de hemen arka süspansiyona müdahale edip bir tık sertleştirdim. (toplam 5 kademe, 3 ten 4 e aldım). Tahmin ettiğim gibi viraj performansı bir üst seviyeye çıktı. Yeni alınan lastiklerle beraber sanki bambaşka bir motosiklet oldu. Çok şükür şu anki halinden oldukça memnunum. Beni sürüş tarzıma göre en iyi set-up bu sanırım. Bu arada motosikletin genel olarak sert süspansiyona sahip olduğu yorumları var. Başka scooter kullanmadığım için bir yorum yapmamayı uygun buluyorum.




6.            Bagaj: Bagaj sanırım bu tip motosikletlerin en güçlü olduğu yönlerden biri. 50lt lik yamaha top case ile beraber sele altı hacmi benim ihtiyaçlarımı fazlasıyla karşılıyor. (Koltuk ile gidon arasına gelen çantalardan gözüme kestirdim ancak uzun dönemli motosikleti kullanacağıma karar vermediğim için bu yatırımı henüz yapmadım. (Ah şu oturma pozisyonu yok mu.. ortada birakti beni :) )Yağmurda kullanmadım ancak motosikletimi yıkadığım zamanlarda gerek sele altı gerek ise top case de herhangi bir su sızıntısı gözlemlemedim. Gayet problemsizler.



7.    Lastik değişimi: Motosikleti aldıktan kısa bir süre sonra lastikleri değiştirmeye karar vermiştim. Ufak bir araştırma sonucu kısa bir süre içerisinde 2 alternatife düştüm. Ya fabrikasyon lastiklerin aynısından yani Michelin City Grip alacaktım, ya da Pirelli Diablo Scooter alacaktım. Pirelli ile ilk kez Fazer için aldığım Angel Gt ler sayesinde tanışmış ve çooook memnun kalmıştım. O günlerden kalan bir Pirelli hayranlığı ile diablo scooter da karar kıldım. Motolastik firmasının yolunu tutup lastik değişimimi yaptım. Yine o ilk 50 km çok zorlamayalım, ani fren ve gazlamalardan kaçınalım ve virajlarda temkinli olalım gibi lastik rodajını tanımlayan dönemi geçirdim. Sonrasında (beklediğim) iyileşmeyi görünce yüzümde bir gülümseme oluştu. Evet artık motor daha güzel yol tutuyordu ve ben kendisine alıştıkça daha fazla keyif almaya başlamıştım. İyi ki Xmax400 almışım dedim kendi kendime. Belki çok abartıyorum bilmiyorum ama bence lastik motosikletin karakterini tamamen değiştirebilecek bir unsur. Bu yüzden doğru lastik ve doğru süspansiyon ayarları motosikletinizi sevmenizin ana anahtarları bence. Sonuç olarak pirelli diablo scooter lastiklerini şiddetle tavsiye ediyorum. (Islak zeminde bu lastikleri kullanmadım. Dolayısı ile ıslak zemin performansı hakkında bir yorum yapamıyorum.)



    Sonuç:  Benim ikinci el bir Xmax400 almaktaki amacım uzun yola gidebileceğim güce sahip, yeterli bagaj hacmi olan, konforlu,  problemsiz(japon) ve fayda/fiyat oranı yüksek bir motosiklete sahip olmaktı. Konforlu kısmı soru işaretli olmak üzere beklentilerimin tamamını karşıladığını söylemem gerekir. Fiyatı göz önüne alındığında gayet mantıklı bir paket olduğu aşikar. Almayı düşünen arkadaşlara temiz bir motosiklet bulmaları neticesinde almalarını kesinlikle tavsiye ederim. Ancak almadan önce xmax400 ile minimum 1 saatlik bir sürüş yapmalarını ve sürüş ergonomisi konusunu bizzat deneyimlemelerini daha da şiddetle tavsiye ederim. Herkese kazasız belasız sürüşler diliyorum. 

20 Ağustos 2017 Pazar

Kask Temizliği

Herkese Merhaba,

Kaç gündür aklımda olan ama üşendiğimden ötelediğim bir işim vardı: Kaskımı temizlemek. 2 yıldan uzun zamandır bu kaskımı kullanıyordum ve vizör temizliği ile çok daha seyrek yaptığım dış temizliği dışında kapsamlı bir temizlik yapmanın vakti gelmişti. Tatlı su motorcusu sayıldığım için genelde bahar ve yaz aylarında motosiklet kullanıyorum ve bu sebeple böcek eksik olmuyor kaskımdan.




Yine sürüşlerimin çoğunda balaklava ve buf kullanmadığım için kaskımın iç süngerleri de beni temizle diye bağırmaya başlamıştı artık. Bu işi artık daha fazla öteleyemeceğime kani olunca bu pazar günü kaskıma kapsamlı bir temizlik yapmaya karar verdim. Bu yazıda da kask temizliğimi nasıl yaptığımı size anlatmaya çalışacağım. Umarım kendi kaskını temizlemek isteyen arkadaşlara yardımcı olur.

Herşeyde olduğu gibi yanlış bir şey yapmamak adına önce bir literatür taraması yaptım. Daha önce de izlediğim ama bu sefer daha dikkatli izlediğim Altın Elbiseli Adam Kask Temizliği videosu bu işte benim yol göstericim olacaktı. (Ilgilenenler için link:https://www.youtube.com/watch?v=fiGCV673sBw&t=6s.) 

Ara not: Barkın Bayoğlu (Altın Elbiseli Adam) ın vefatına çok üzüldüm. Tahmin etmeyeceğim kadar çok üzüldüm. Kendisi gerçekten motosiklete başlamama vesile olan, tatlı-sivri dili ile anlattıkları sayesinde daha güvenli sürüşler yaptığım çok değerli biri. Vefatı sonrası videolarını bile izleyemez hale gelmiştim. Ama işte dün yine hafif bir tebessümle izledim ve minnetle andım kendisini. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun inşallah. 

Yukarıdaki videoya ilave olarak Arai nin web sitesinden kullanım talimatlarını okudum. Kısa da olsa kask temizliği hakkında bilgi vermişler, onu da göz önüne alarak kolları sıvadım.

1- Parçalara Ayırma:

Temizliğe başlamadan önce kaska monte intercom u çıkardım. Hoparlör ve mikrofon kablolarını da süngerleri demonte ederken toparlayıp kenara koydum. Onların suya değmeden kenarda uslu uslu beklemeleri gerekiyor.

Yine başımın belası vizör ü çıkarmam gerektiğini görünce yüzüm biraz asıldı. Videolarda çat diye iki saniyede çıkan vizör bende öyle nazlı öyle huysuz birşey oluyor ki, sabırlar çekerek, derin nefesler alarak çıkartıyorum (takıyorum) vizörümü. Muhtemelen benim kaskıma özel bir durum ama beni gerçekten yoruyor.

Kaskın içine geçiyorum ve kabloları çıkardıktan sonra süngerleri lego gibi sökmeye çalışıyorum. yanak ve alt bölgedekiler kolayca çıkıyor. Kafayı saran kısım ise içerde çıtçıt lar ile sabitlenmiş. Onlar da kolayca çıkıyor. Evet parçalara ayırdık. Şimdi temizlik zamanı.






 2- İç Süngerler ve Vizör Temizliği

Öncelikle büyükçe bir kap/leğen bulmaya çalıştım. Resimlerde gördüğünüz büyükçe kase gayet güzel işimi gördü. Ilık suya Johnson's Bebek Şampuanı karıştırarak temizlik yapacağımız köpüklü sıvımızı elde etmiş olduk. Gerek AEA videosunda gerekse kullanma kılavuzunda temizlikte kullanılacak kimyasalların çok önemli olduğu ve korumayı sağlayan dış kabuk ve içindeki strafor köpüğün yapısına zarar verebileceği belirtiliyor. Kimyasal olarak en masum olması gerekenenin bir bebek şampuanı olacağı varsayımı ile bebek şampuanı kullandım. (AEA tüyosudur)











Sünger parçaları tek tek yumuşak bir biçimde ovalayarak yıkadıktan sonra bol su ile duruladım. Burada önemli nokta hem yıkarken hem de durularken sünger parçalara nazik davranılması ve sert bir biçimde burularak sıkılmaması. Bunun sebebi olarak ise süngerlerde oluşacak deformasyonun hem fonksiyon hem de konfor olarak problem yaratma ihtimali. Yani bebek şampuanı kullanıyorsak, aynı mantıkla bebek yıkar gibi malzemelerimi yıkadık ve duruladık.

3. Kask Temizliği:


Yıkamada kullandığım kap malesef kaskımı alacak kadar büyük olmadığı için kaskı dışarda yıkamak zorunda kaldım. Bu yıkama için ikinci bir set şampuanlı su hazırladığımı da belirteyim. Üzerindeki böceklerin ve kirlerin yumuşaması için temizlik öncesi biraz oyalandım açıkçası. Sonrasında iç ve dışını bezle ve şampuanlı su ile yıkadım. Hava kanallarında ve kenarlarda kalan kir ve böcekler için ise eski bir diş fırçası kullandım. Çok daha kıyıda köşede kalmış bazı arkadaşlar için kürdan ve peçete yardımı ile dip temizlikleri yaptım. Resimde gördüğünüz sinek kardeşimiz benimle çok km yapmış olmalı ama maalesef yollarımızı ayırmanın vakti geldi. 

Sonrasında bol su ile durulayarak yıkama işlemi tamamlanmış oldu.










4. Kurutma:   


Havanın sıcak ama biraz esintili olmasının avantajını kullanarak diğer çamaşırların yanına parçaları astım. Direk güneşe maruz kalmamalarına dikkat ederek, arada bir çıkıp ne kadar kuruduklarını kontrol ederek birkaç saati geçirdim. Sonunda hepsi kurudular, ve mis gibi kokuyorlar. Artık montaj vakti.