7 Kasım 2017 Salı

Xmax 400 3.500 km Sonrası Değerlendirmelerim

       Motosikletimi aldığım günden beri geçen 7 ay içinde 3.500 km yol yaptım. Herhangi bir kazam belam olmadığı gibi  (çok şükür) canımı sıkacak bir teknik arıza vs de olmadı. (Yürüme hızında rampadan inerken ön tekeri kilitleyip motoru sağa devirmemi kazadan saymıyorum. Ilk defa motosikletten düştüğüm an olması itibariyle benim için önemlidir ve sebepleri ve çıkarılacak dersler itibariyle ayrı bir yazı konusu olmayı hak etmektedir.)
     Daha önceki yazılarda da belirtmişimdir, şehir içinde motosiklet kullanmayı çok tercih etmiyorum. Bu sebeple bu 3.500 km dur kalk trafiği olmayan ve 70km/h ve üstü hızları olan güzergahlarda tamamlandı. Önem sırasından bağımsız olarak aklıma gelen sırayla yorumlarımı yazmaya başlayayım:



1.            Momo Design Ön Cam: Motosikleti almadan önce uzun cam opsiyonlarını araştırmıştım. Konfora önem veren bir motosiklet sürücüsü olarak, rüzgarın çok rahatsız edeceğini ve camın olmazsa olmaz grupta olacağını tahmin etmiştim. Ama yanılmışım. 120-130km/h hızlar üzeri hariç, yani normal kullanım hızlarında rüzgardan çok rahatsız olduğumu söyleyemem. Evet rüzgar alıyorum ama çok yorucu ve keyif törpüleyici seviyede değil. O yüzden sanırım sonuna kadar bu camla devam edeceğim. Ancak piyasada bulunan camların 150-160 tl fiyatlarını görünce alıp denemek de aklımdan geçmiyor değil. Belki de çok hissedilir bir fark yaratacak. Olur da denersem yine buradan sizinle paylaşıyor olurum.



2.           Yakıt Tüketimi: Benim X-Max400’üm ün yakıt kullanımı aradaki yağ değişimi sonrası biraz daha iyileşmekle beraber  normal kullanım şartlarında şöyle bir değere oturdu. 4,5 lt/100km. Uzun düz yollarda 90 km sabit hız ile 4 litrelere  kadar çekmek mümkün iken, tempolu sürüş ve tırmanma ağırlıklı parkurlarda 5 lt ye doğru yaklaştı. Ama ne 4 ün altına düştü ne de 5 in üstüne çıktı. Bu değerleri her defasında tam depo benzin alıp, tripmetreyi sıfırlayarak ölçtüğümü de belirtmeliyim.




3.       Sele Konforu: Sele en başlarda çok sert gelmişti. Hatta turuncu minderimi kullanmaya başlamıştım. Kısa sürüşleri mindersiz yapmak mümkün ancak 50 km ve üzeri kullanımlarda standart sele ile devam ettiğim zaman kuyruk sokumu bölgesinde ciddi rahatsızlık hissediyorum. Bu konuya bir çözüm getiremedim maalesef.
   İşin biraz daha kök nedenine inersek aslında oturma pozisyonunda uzun süreli kullanımlarda bir sıkıntı var benim için. Dizlerimle tutacağım bir benzin deposu olmadığı için kollarıma yük biniyor ve benzer şekilde bacak üst kısımlarında 1 saatlik sürüş sonrasında ağrılar hissediyorum. Yol düz ise geçici süreli daha dik oturma ile koldaki ve bacaklardaki yükü azaltıp dinlenip eski oturma şekline dönerek şimdilik devam ediyorum. Ancak ayakların önde olduğu herhangi bir sürüş pozisyonunda kollara ve bacak üst kısımlarına yük binmemesi sanki imkansız. Belki sırtın dayanacağı bir yapıya ihtiyaç var bilmiyorum.
     Sonuç olarak çok şeyinden memnun olduğum motorumun bendeki neredeyse tek negatif yanı sürüş pozisyonu ve işin kötüsü  bunu kalıcı şekilde çözebilmek şimdilik gerçekten zor görünüyor. (Bu yorumu 1 saat ve üzeri sürüşler için yaptığımı tekrar hatırlatmak isterim.)




4.       Titreşim: İlk değerlendirme yazısında titreşimden bahsetmiştim. İşin doğrusunu söylemek gerekirse bu konu motosiklete alıştıkça gündem olmaktan çıktı. Sürüş esnasında veya sonrasında elde, ayakta veya kalçada karıncalanma gibi bir problem yaşamadım. Yine titreşim sebepli sürüş keyfimin kaçtığını bile hatırlamıyorum.



5.       Süspansiyon: Motosikletin ön süspansiyonlarında bir ayar mekanizması yok. Km görece düşük olduğu için herhangi bir yağ kaçağı, keçede bir problem de gözlemlemedim. Diğer motosikletlerim ile karşılaştırdığımda (doğal olarak) Xmax400 ün ön süspansiyonunu daha hissiz olarak tanımlamalıyım bence. Orta hızlı virajlarda (60-90) tatminkar bir yol tutuş ve çizgiyi koruma becerisi sunabiliyor. Tabii olarak bunda lastik durumu (ilerleyen satırlarda değineceğim), arka süspansiyon ayarları ve yapısı itibariyle küçük çapta tekerleğe sahip olmasının etkisi var.
         Arka süspansiyonun sertlik ayarı selenin içinde bulun takım çantası ile manuel olarak yapılabiliyor. Süspansiyonu sertleştirmek kolay iken, yumuşatmak teknik olarak daha zor. Ben bir süre aldığım ayarlar ile kullandım. Ancak Vstrom daki arka süspansiyonu sertleştirme işlemi sonrasında sürüşün ve yol tutuşun ne kadar değiştiğini deneyimlediğim için XMax400 de de hemen arka süspansiyona müdahale edip bir tık sertleştirdim. (toplam 5 kademe, 3 ten 4 e aldım). Tahmin ettiğim gibi viraj performansı bir üst seviyeye çıktı. Yeni alınan lastiklerle beraber sanki bambaşka bir motosiklet oldu. Çok şükür şu anki halinden oldukça memnunum. Beni sürüş tarzıma göre en iyi set-up bu sanırım. Bu arada motosikletin genel olarak sert süspansiyona sahip olduğu yorumları var. Başka scooter kullanmadığım için bir yorum yapmamayı uygun buluyorum.




6.            Bagaj: Bagaj sanırım bu tip motosikletlerin en güçlü olduğu yönlerden biri. 50lt lik yamaha top case ile beraber sele altı hacmi benim ihtiyaçlarımı fazlasıyla karşılıyor. (Koltuk ile gidon arasına gelen çantalardan gözüme kestirdim ancak uzun dönemli motosikleti kullanacağıma karar vermediğim için bu yatırımı henüz yapmadım. (Ah şu oturma pozisyonu yok mu.. ortada birakti beni :) )Yağmurda kullanmadım ancak motosikletimi yıkadığım zamanlarda gerek sele altı gerek ise top case de herhangi bir su sızıntısı gözlemlemedim. Gayet problemsizler.



7.    Lastik değişimi: Motosikleti aldıktan kısa bir süre sonra lastikleri değiştirmeye karar vermiştim. Ufak bir araştırma sonucu kısa bir süre içerisinde 2 alternatife düştüm. Ya fabrikasyon lastiklerin aynısından yani Michelin City Grip alacaktım, ya da Pirelli Diablo Scooter alacaktım. Pirelli ile ilk kez Fazer için aldığım Angel Gt ler sayesinde tanışmış ve çooook memnun kalmıştım. O günlerden kalan bir Pirelli hayranlığı ile diablo scooter da karar kıldım. Motolastik firmasının yolunu tutup lastik değişimimi yaptım. Yine o ilk 50 km çok zorlamayalım, ani fren ve gazlamalardan kaçınalım ve virajlarda temkinli olalım gibi lastik rodajını tanımlayan dönemi geçirdim. Sonrasında (beklediğim) iyileşmeyi görünce yüzümde bir gülümseme oluştu. Evet artık motor daha güzel yol tutuyordu ve ben kendisine alıştıkça daha fazla keyif almaya başlamıştım. İyi ki Xmax400 almışım dedim kendi kendime. Belki çok abartıyorum bilmiyorum ama bence lastik motosikletin karakterini tamamen değiştirebilecek bir unsur. Bu yüzden doğru lastik ve doğru süspansiyon ayarları motosikletinizi sevmenizin ana anahtarları bence. Sonuç olarak pirelli diablo scooter lastiklerini şiddetle tavsiye ediyorum. (Islak zeminde bu lastikleri kullanmadım. Dolayısı ile ıslak zemin performansı hakkında bir yorum yapamıyorum.)



    Sonuç:  Benim ikinci el bir Xmax400 almaktaki amacım uzun yola gidebileceğim güce sahip, yeterli bagaj hacmi olan, konforlu,  problemsiz(japon) ve fayda/fiyat oranı yüksek bir motosiklete sahip olmaktı. Konforlu kısmı soru işaretli olmak üzere beklentilerimin tamamını karşıladığını söylemem gerekir. Fiyatı göz önüne alındığında gayet mantıklı bir paket olduğu aşikar. Almayı düşünen arkadaşlara temiz bir motosiklet bulmaları neticesinde almalarını kesinlikle tavsiye ederim. Ancak almadan önce xmax400 ile minimum 1 saatlik bir sürüş yapmalarını ve sürüş ergonomisi konusunu bizzat deneyimlemelerini daha da şiddetle tavsiye ederim. Herkese kazasız belasız sürüşler diliyorum. 

20 Ağustos 2017 Pazar

Kask Temizliği

Herkese Merhaba,

Kaç gündür aklımda olan ama üşendiğimden ötelediğim bir işim vardı: Kaskımı temizlemek. 2 yıldan uzun zamandır bu kaskımı kullanıyordum ve vizör temizliği ile çok daha seyrek yaptığım dış temizliği dışında kapsamlı bir temizlik yapmanın vakti gelmişti. Tatlı su motorcusu sayıldığım için genelde bahar ve yaz aylarında motosiklet kullanıyorum ve bu sebeple böcek eksik olmuyor kaskımdan.




Yine sürüşlerimin çoğunda balaklava ve buf kullanmadığım için kaskımın iç süngerleri de beni temizle diye bağırmaya başlamıştı artık. Bu işi artık daha fazla öteleyemeceğime kani olunca bu pazar günü kaskıma kapsamlı bir temizlik yapmaya karar verdim. Bu yazıda da kask temizliğimi nasıl yaptığımı size anlatmaya çalışacağım. Umarım kendi kaskını temizlemek isteyen arkadaşlara yardımcı olur.

Herşeyde olduğu gibi yanlış bir şey yapmamak adına önce bir literatür taraması yaptım. Daha önce de izlediğim ama bu sefer daha dikkatli izlediğim Altın Elbiseli Adam Kask Temizliği videosu bu işte benim yol göstericim olacaktı. (Ilgilenenler için link:https://www.youtube.com/watch?v=fiGCV673sBw&t=6s.) 

Ara not: Barkın Bayoğlu (Altın Elbiseli Adam) ın vefatına çok üzüldüm. Tahmin etmeyeceğim kadar çok üzüldüm. Kendisi gerçekten motosiklete başlamama vesile olan, tatlı-sivri dili ile anlattıkları sayesinde daha güvenli sürüşler yaptığım çok değerli biri. Vefatı sonrası videolarını bile izleyemez hale gelmiştim. Ama işte dün yine hafif bir tebessümle izledim ve minnetle andım kendisini. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun inşallah. 

Yukarıdaki videoya ilave olarak Arai nin web sitesinden kullanım talimatlarını okudum. Kısa da olsa kask temizliği hakkında bilgi vermişler, onu da göz önüne alarak kolları sıvadım.

1- Parçalara Ayırma:

Temizliğe başlamadan önce kaska monte intercom u çıkardım. Hoparlör ve mikrofon kablolarını da süngerleri demonte ederken toparlayıp kenara koydum. Onların suya değmeden kenarda uslu uslu beklemeleri gerekiyor.

Yine başımın belası vizör ü çıkarmam gerektiğini görünce yüzüm biraz asıldı. Videolarda çat diye iki saniyede çıkan vizör bende öyle nazlı öyle huysuz birşey oluyor ki, sabırlar çekerek, derin nefesler alarak çıkartıyorum (takıyorum) vizörümü. Muhtemelen benim kaskıma özel bir durum ama beni gerçekten yoruyor.

Kaskın içine geçiyorum ve kabloları çıkardıktan sonra süngerleri lego gibi sökmeye çalışıyorum. yanak ve alt bölgedekiler kolayca çıkıyor. Kafayı saran kısım ise içerde çıtçıt lar ile sabitlenmiş. Onlar da kolayca çıkıyor. Evet parçalara ayırdık. Şimdi temizlik zamanı.






 2- İç Süngerler ve Vizör Temizliği

Öncelikle büyükçe bir kap/leğen bulmaya çalıştım. Resimlerde gördüğünüz büyükçe kase gayet güzel işimi gördü. Ilık suya Johnson's Bebek Şampuanı karıştırarak temizlik yapacağımız köpüklü sıvımızı elde etmiş olduk. Gerek AEA videosunda gerekse kullanma kılavuzunda temizlikte kullanılacak kimyasalların çok önemli olduğu ve korumayı sağlayan dış kabuk ve içindeki strafor köpüğün yapısına zarar verebileceği belirtiliyor. Kimyasal olarak en masum olması gerekenenin bir bebek şampuanı olacağı varsayımı ile bebek şampuanı kullandım. (AEA tüyosudur)











Sünger parçaları tek tek yumuşak bir biçimde ovalayarak yıkadıktan sonra bol su ile duruladım. Burada önemli nokta hem yıkarken hem de durularken sünger parçalara nazik davranılması ve sert bir biçimde burularak sıkılmaması. Bunun sebebi olarak ise süngerlerde oluşacak deformasyonun hem fonksiyon hem de konfor olarak problem yaratma ihtimali. Yani bebek şampuanı kullanıyorsak, aynı mantıkla bebek yıkar gibi malzemelerimi yıkadık ve duruladık.

3. Kask Temizliği:


Yıkamada kullandığım kap malesef kaskımı alacak kadar büyük olmadığı için kaskı dışarda yıkamak zorunda kaldım. Bu yıkama için ikinci bir set şampuanlı su hazırladığımı da belirteyim. Üzerindeki böceklerin ve kirlerin yumuşaması için temizlik öncesi biraz oyalandım açıkçası. Sonrasında iç ve dışını bezle ve şampuanlı su ile yıkadım. Hava kanallarında ve kenarlarda kalan kir ve böcekler için ise eski bir diş fırçası kullandım. Çok daha kıyıda köşede kalmış bazı arkadaşlar için kürdan ve peçete yardımı ile dip temizlikleri yaptım. Resimde gördüğünüz sinek kardeşimiz benimle çok km yapmış olmalı ama maalesef yollarımızı ayırmanın vakti geldi. 

Sonrasında bol su ile durulayarak yıkama işlemi tamamlanmış oldu.










4. Kurutma:   


Havanın sıcak ama biraz esintili olmasının avantajını kullanarak diğer çamaşırların yanına parçaları astım. Direk güneşe maruz kalmamalarına dikkat ederek, arada bir çıkıp ne kadar kuruduklarını kontrol ederek birkaç saati geçirdim. Sonunda hepsi kurudular, ve mis gibi kokuyorlar. Artık montaj vakti.










27 Şubat 2017 Pazartesi

Xmax400 ilk izlenimler

Xmax400 ilk izlenimler

Giriş

Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilirler. Fazer, Vstrom650 CBR 1000RR derken en son cefakar CBF150 im ile baş başa kalmıştım. 2.5 ay kadar önce onu da sattım ve evdeki bisiklet dışında iki tekerlekli bir aracım kalmamıştı. Sonrasında motosiklet eksikliğinden kaynaklandığını düşündüğüm bir huysuzluk hali, bir kaşınma, bir eksiklik hissi baş göstermeye başladı :) Finansal kısıtları da göz önüne alarak maksimum 17-18 bin tl seviyelerinde, uzun yola çıkabileceğim çok eski olmayan bir motosiklet arayışına girdim. VanVan200 den tutun, Inazuma, Forza300, Xmax250 derken kendimi ikinci el bir Xmax400 un devir işlemleri için noterde buldum. 400 cc dir, uzun yola gidilir, japondur diğerleri gibi üzmez, bagajı falan vardır eşya alır, ekstraları da varmış, çantası telefon tutacağı derken aldım gitti.



Vitesli den sonra ilk skuter

Uzakdoğu seyahatimde kullandığım pcx150 dışında bir skuter tecrübem yoktu. Onunla ilgili olarak da hafif ve kolay kullanılır olduğu aklımda kaldı. Pek yüksek hız yapmamıştım ama hatırladığım kadarıyla şehir içi hızlarda çok pratik ve kolay bir kullanımı vardı. Xmax400 nasıl olacağını çok merak ediyordum. Noter işlemlerinden sonra motoru teslim aldım ve üzerine kuruldum. İlk dikkatimi çeken şey selenin genişliği oldu. Sele çok geniş olunca 190 cm boyuma ve ayaklarımın yere tam basmasına rağmen yine de garip bir duruşu vardı. Diğer motorların aksine ayaklar açılarak yere basıyor. O da çok alışık olduğum bir vücut sekli değil motosiklet üstündeyken. Alışacağız elbet dedim. Kontağı çevirdim motoru çalıştırdım. (Titreşim mevzuna sonra değineceğim). Daha öncesinde debriyaj ile yapmaya alıştığım ilk kalkış ve ufak ilerlemeler için elimde sadece frenler ve gaz kolu olduğunu fark ettim sonra. Gazda normal olduğunu düşündüğüm bir boşluk var. Yine bu boşluğa alışmak ve gaz koluna aşina olmak gerekiyor. Kalkıyoruz eveeeet, ayakları yerden kestik direk bel hizası altımıza koymaya alışmışız, hop koyacak yer yok. Öne koymamız gerektiğini söylüyoruz bacaklara. Kız istemeye giden damat misali efendi efendi oturuyoruz. Bayideki elemanların arkamdan bakıp endişelendiklerini hissediyorum. Çünkü benim hareketlerim normal bir skuter sürücüsüne göre daha yavaş çekim gibi oluyor. Gazı yavaaaşça açıp kapatıyorum. Bayinin olduğu sokaktan bir çıksam üstümdeki bakışlarda kurtulup daha rahat hareket edeceğim :)

Tekerler küçük.. denge sağlama da biraz farklı sanki.. Sürüşün ilk 10 saniyesinde kendi kendime "benim bu motorla kapalı alan hakimiyet eğitimi çalışmam lazım" dedim. Ancak normal yola çıkıp hızlanmaya başlayınca yüzümde bir gülümseme oluştu. İlk tecrübeden sonra gelen sürüşle ilgili hisler ve izlenimler gayet olumluydu. Titreşim neredeyse kalmamıştı ve  Momo design ön cam umduğumdan daha iyi bir rüzgar koruma sağlıyordu. Diğer fark ettiğim konu ise bacak içlerine gelen rüzgâr ve üşüme hissiydi. Haaaa dedim, öncesinde biz benzin deposunu tutuyorduk orası rüzgâr almıyordu. Ama yine de iki teker üstünde rüzgârı hissetmeyi özlediğimi anladım. İyi ki de aldım şu motoru.. Çok şükür..





Motor

Bu motoru alırken endişelerimden biri de uzun yolda 90-110 km/h bandındaki hızlardaki genel haliydi. Yani bu hızlarda giderken bana “abi hızlı gidiyoruz, ben yoruluyorum” mu diyecekti, yoksa “abi böyle iyi, ben böyle akşama kadar giderim beni merak etme sen keyfine bak” mı diyecekti? Genel durum daha çok ikinci seçenekteki gibi. Bu hızlarda sollama yapmaya falan karar verip gazı açtığınızda 120-130 km/h a doğru hevesli hızlanıyor. Bununla beraber benim uzun yol performans beklentilerimi karşılayacağını anladım ve kafamdaki sorulardan birinin yanına daha “tik” işareti koydum. Motor 90 km/h hızla giderken 5000 devir çeviriyor. Buralar da motorun üzerine çok yük binmediği, hala elinde önemli bir potansiyelin olduğu devirler. Bunu sevdik. Bu devirlerde titreşim de yok. Gayet stabil, rahat.. Titreşim demişken, motoru özellikle soğuk iken ilk çalıştırdığınızda titreşimi gidonlarda ve aynalarda çok rahat görebiliyorsunuz. Yine bu titreşim ilk kalkarken de kendini belli ediyor. Ancak sonrasında gündem olmaktan çıkıyor. Yolda tekrar kendini ne zaman belli ediyor biliyor musunuz? İstemli veya istemsiz yavaşlayıp, özellikle rampalarda tekrar hızlanmak için gazı açtığınızda. Hangi devir aralıklarında olduğuna dikkat etmedim ancak böyle bir durumla birkaç kez karşılaştım.




Tabi manuel şanzıman her zaman ilk tercihimiz olsa da, otomatik şanzımanın güzel yönlerini göz ardı etmememiz lazım. Uğraşmak yok yani, basit. Gitmek istiyorsan gazı açıyorsun gidiyor. Kapatıyorsun yavaşlıyor (gaz kapatmak demişken, umduğumdan daha iyi bir kompresyon var motorda gazı kapatınca. Ben nedense daha akıcı olacağını tahmin etmiştim. Bu özelliğini de sevdik.) Ancak benim gibi motosikleti ulaşım aracı değil de keyif için sürüyorsanız, insan ister istemez manuel şanzımanı arıyor, özellikle virajlarda. Yani vites küçültüp doğru devirde virajda gaz açmaya başlamayı bunda pek beceremedim ben. Aslında teknik olarak araştırmak lazım. Her koşulda devir-hız değerleri sabit mi yoksa değişken mi diye. Ancak şununla karşılaştım genelde virajlarda: Hep bir veya iki üst viteste girmişim ve çıkışta gazı açtığımda motorum doğru devirde değil ve baygın. Çözülebilir mi, nasıl çözülür bilemiyorum. Belki Jcosta biraz derman olabilir bu derdime. Ha çok akıcı, çok keyifli viraj aldığım da oldu. Yeter ki şartlar doğru devirde virajda olmayı mümkün kılsın.

Viraj demişken biraz da yol tutuştan bahsedeyim. Motoru Manisa dan aldım, İzmir e dönüyorum. Bilenler Manisa İzmir arasını bilirler. Sakin bir trafikte keyifli bir rotadır, 3 şerit kaymak asfalt virajlı bir çıkış ve inişten oluşur. O gün bir şekilde (büyük tekerlek ve geniş gidon alışkanlığı olsa gerek) motosikleti istediğim gibi virajlara sokamadım. Genelde fazla hızlı hissettim o viraj için. Değerlere bakıyorum göstergede, aman aman hızlı da değilim? Lastikler ve/veya alışma evresi olarak düşündüm. Sonrasında aynı rotada yaptığım sürüşte daha keyifli, daha akıcı ve daha yüksek açılı bir sürüşüm oldu. Alıştıkça daha iyi olacak herhalde. Lastik demişken, üzerindeki Michelin City Grip lastikler 2014 Temmuz’dan, yani 7500 km lik ilk lastikleri. Şimdi planım Pirelli Diablo Scooter almak. Onlarla nasıl olacak yine burada paylaşacağım inşallah..

Frenlere değinecek olursak, genelde başarılı bulduğumu belirtmeliyim. 211+93 kg ı başarılı bir şekilde durduruyor. Panik fren denemedim/ihtiyacım olmadı henüz. Ancak bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Yine de artçılı sürüşte dikkatli olmak lazım, toplam ağırlık arttıkça normal olarak fren tepkileri düşüyor.



En son olarak malzeme kalitesi ve aksesuarlardan bahsederek tamamlayayım yazıyı. İlk 50 km sonunda toto acısı sebebiyle koltuğun üstüne bir minder attım. Şimdi daha rahatım. İtalyan momo design selenin üstüne turuncu sandalye minderi biraz garip durdu ama olsun. Sanat sanat için değil,  halk için olmalı bence :) Bagaj iki adet fullface kaskı alıyor almasına da, çeneden açılır olanlar iki taraftan sadece bir tarafa sığıyor. Bir de kaskınızda interkom var ise o bir sıkıntı olabilir. Birkaç kez bagaja koyduktan sonra, benim sol taraftaki interkom yuvasından çıkmak üzereymiş, kablosundan söküp kenara koydum. Bir de ön gözlerden bahsedeceğim. Ya onlar çok tel maşa duruyor yaa.. yayı açılması esnemesi falan. Fonksiyon veya ses olarak bir sıkıntı yok ama ne bileyim açıp kapatırken elde kalacak gibi.. :)

Sözün özü; motosikleti benim gibi şehir içinde kullanmayı riskli buluyor, 100 km+ ustu seyahatlerden keyif alıyor, yanınıza ıvır zıvır eşya almayı seviyorsanız, bir artçınız varsa ve konforuna düşkünse, biraz heybet ve yolda varlığınızı hissettirmek istiyorsanız, japon olsun başım ağrımasın diyorsanız ve bütçe kısıtlı ise, ben yaptığım 300 km sonunda xmax400 ü tavsiye ederim. Km ler ilerledikçe, yeni süspansiyon ayarları, yeni lastikler ile fikirlerim ne yönde değişir bilemiyorum. Ama ilk intiba gayet başarılı. Umarım almayı düşünenler, veya hali hazırda bir xmax400 sahibi olanlar için anlattıklarım bir nebze faydalı olmuştur.

Sevgiler


Erhan

30 Aralık 2016 Cuma

Vstrom u neden özlüyorum?

Vstrom u neden özlüyorum?

Daha önceki yazıda da belirttiğim üzere FZ6 Fazer imi satmıştım. Satma sebeplerimi düşündüğümde aklıma gelenler:
  •   35.000 km itibariyle egsantrik zinciri/gergisi ayarlama veya değiştirme ihtiyacı oluşma riski
  •        Frenlerinden memnun olmamam
  •        Model yılı itibariyle (2007) artık yeni bakım kalemlerinin ortaya çıkması
  •       Ve hepsinden önemlisi benim gibi atletik olmayan bir adam için 100-150 km den daha uzun mesafeli sürüşlerde kendimi konforlu hissetmemem ve sırtımda oluşan hafif sırt ağrıları. (Doğru oturma pozisyonu ve kolların konumu başlığını irdeledim. Pek o konuyla alakası yok rahatsızlığın)

olarak belirtebilirim. Bunun yanında arkadaşımın Vstrom unu kaymak asfalt ve virajlı bir parkurda 60 km kadar kullandıktan sonra yüzümde oluşan tebessümün Fazer imi satma konusunda önemli bir etkisi olduğunu itiraf etmeliyim.

Satış sonrasında “temiz” bir Vstrom arayışım çok uzun sürmedi. Fazer i satın aldığım arkadaşım Mustafa kendine o dönem çok temiz bir Vstrom bulmuş ve almıştı. Ben Fazer i sattıktan sonra onun da Vstrom u satıp nakite dönme planlarını öğrenince konuyu çok uzatmadan noterde buluştuk. Alım satımı gerçekleştirdik. İşte yan çanta seti ve parlak mavi rengiyle bayağı heybetli bir seyehat motorumuz oldu. Hoş geldin :)




Fazer dan sonra ağırlık merkezinin yukarıda olması denge ve yavaş manevralarda ilk birkaç gün garip gelse de, sonrasında çok uyumlu bir ikili olduğumuzu belirtmeliyim. Dört silindirden sonra V motor farklı bir deneyim gerçekten. İnsanı baştan çıkaran bir sesi yok, çok devir çevirmeye de istekli değil belki ama o hep “lineer bir güç bandı var” diyorlar ya, kullanınca o lineer lik neymiş anlamış oldum. Tork alt devirlerden itibaren geliyor ve bir patlama, artma ya da azalma olmadan orta üst devirlere kadar kararlı bir çekiş sunuyor. Kolay yani. Fazer a göre daha insancıl, daha uysal, insan daha kolay bütünleşiyor motosiklet ile. Tabi bunda benim sürüş deneyimimin artması ve 100 kusur beygir den sonra daha kontrol edilebilir bir 65-70 beygir e düşmenin de etkisi olabilir. Kuruluyorsun motosiklete “bey gibi, efendi gibi” vuruyorsun kendini yola. İlk viraja gelene kadar araba kullanmaya daha yakın bir karakter var. Oturma pozisyonu çok rahat, rüzgar koruması fazlasıyla yeterli (bizimkinde on cama eklenmiş ilave bir difüzor daha vardı ve 189cm boyumla bile gayet rahat ediyordum). Viraja gelip kontrayı verince motosiklet o kadar tatlı “devriliyor” ki, çoook keyifli.  Galiba arkadaşımın Vstrom unu kullandığımda da beni vuran bu özelliği oldu. Tabi burada viraj almanın daha keyifli olmasında  geniş gidonun kontrayı vermeyi kolaylaştırdığını, yüksek ağırlık merkezinin motosikletin virajda “devrilmesi”ni daha hissedilir kıldığını hatırlamamız gerek. Hasılı motosikletin çok ahenkli çok tatlı bir viraj alma yeteneği var. Mutlaka ama mutlaka yaşanması gereken bir deneyim.  Şöyle de tarif edebilirim aslında: Uçağa binersiniz, ilk 30 sn den sonra yükselmeye devam ederken o koca kütle yumuşak bir şekilde sağa veya sola yatar ya, aynı onun gibi bir şey bence J Bak şimdi bunları yazarken bile gülümsüyorum :)

Vstrom'umla geçen 1,5 yılda bir defa İzmir-Kaş , birkaç defa da (artçılı veya solo) İzmir-Bodrum seyahatim oldu. Hepsinden büyük keyif aldım. Aynı seyahatleri Fazer ile de yapan biri olarak Vstrom’un çok çok daha konforlu ve keyifli olduğunu belirtmeliyim. Tipik japon motosikleti geleneklerine bağlı olarak herhangi bir teknik problem yaşamadım. Motosiklet bende olduğu süre boyunca fonksiyonlarını neredeyse kusursuz bir şekilde yerine getirdi.

Peki masallardaki aşk hikayelerini andıran bu mutluluğumuza rağmen ben neden Vstrom dan vazgeçtim. Bir süre sonra 65-70bg güç yetersiz gelmeye başladı (ne nankör bu insanoğlu). Motosiklet uzamıyor düzlüklerde, ben dört silindirin sesini ve çekişini özledim falan demeye başladım kendi kendime. (Bu süreçte malvarlığımın ciddi bir bölümünü motosiklet olarak değerlendirmek gibi gayet mantikli!!! Bir karar ile 2014 yılında sıfır km bir CBR1000RR aldım (kampanya vardı ne yapabilirim J ) Bir süre hem CBR1000RR hem de Vstrom u kullandım. Sesin de çekişin de gazı açınca uzamanın da ne demek olduğunu anladım. CBR1000RR konusu bence ayrı bir yazı konusu, biz Vstrom a dönelim.)





Neyse; nakite dönme ihtiyaçları çerçevesinde hem Vstrom u hem de CBR1000RR ı, ikisini de elden çıkardım. CBF150 im ile baş başa kaldık sonunda. Ve 1 yılı aşkın süredir yüksek hacimli bir motosikletim yok. Peki şu an en çok hangisini özlüyorsun derseniz aklıma ilk Vstrom geliyor. Kendimi hep çam ağaçları arasında virajlı yollarda salına salına Vstrom un üzerinde hayal ediyor buluyorum. Sonra az da olsa yine dört silindir fetişi depreşiyor ve devir yükseltmenin, vites atmanın ve uzamanın hayalini kuruyorum. Kafamda deli sorular :) 


29 Aralık 2016 Perşembe

FZ6 Fazer Bakım ve Lastik Değişimi

Herkese Merhaba,

Yazmayalı bayağı olmuş. Blog a uzun süre sonra tekrar girince taslak halinde olan aşağıdaki yazıyı buldum. 2 yıl geçmiş. Ancak yine de yayınlamak istedim. FZ 6 Fazer imi sattım. Üstüne 2007 Vstrom 650 ve 2014 CBR 1000 RR aldım ve sattım. Çokça gelişme olmuş aslında yazmayalı. Yine de aşağıdaki yorumlarımın faydalı olacağı inancındayım.

Motosikleti aldığım 2013 ün Ekim ayından bu yana 5000 km geçti. Bu süreçte bir iki ufak viraj kaçırma dışında bir kaza bela, ucuz atlatma bile olmadı çok şükür. 2000 km lik CBF 150 deneyiminden sonra aslında kendimi başarılı mı saymalıyım, şanslı mı bilemiyorum. Ama herşey şimdilik yolunda.

Lastik

Lastiklerim 2010 tarihli Michelin Pilot Road 2 idi. Dişlerinde hiç bir problem yoktu ama tarihten dolayı olduğunu tahmin ettiğim şekilde sürüş esnasında çok güven vermiyordu, özellikte pütürlü zeminlerde ve virajlarda. Lastiği değiştirdikten sonra asıl frenlerin ne kadar kötü olduğunu fark ettim. Yeni lastikle çok farklı bir fren performansı oldu motorun.

İlk defa motosiklet lastiği alacağım için fiyatları duyunca otomobil lastik fiyatları ile karşılaştırdım istemsiz olarak. Evet ne olursa olsun fiyatlar yüksek. Üzerine bir de zaten kaporta yok, canımızı emanet ediyoruz iyi birşey alalım düşüncesi gelince lastik için sağlam bir para ödemek şart oldu. Kariyerimin çoğu satınalma üzerine geçti ama şahsi satınalmalarımda çok da başarılı, makul kararlar veren biri olmadım, olamıyorum. O yüzden ne günlerce saatlerce karşılaştırma testlerini veya forumları okudum ne de cok sayıda lastikçiden teklif aldım. Kısıtlı sayılabilecek bilgi ile ya Metzeler M5 alacaktım ya da Michelin Pilot Road2 alacaktım, ayni lastiği.

Sonunda telefonda aldığım pozitif yaklaşıma bağlı olarak Bayraklı daki Motolastik e gittim. Sağolsunlar iş çıkışı gitmeme rağmen beklediler beni. Karşılıklı görüşmeler sonucunda benim de aklımda olmayan, o fiyat seviyesine çıkmayı düşünmediğim Pirelli Angel GT aldım. İşin aslı diğer alternatifleri kullanmadığım için bir karşılaştırma yapmam çok doğru olmaz ama en başta frenlerin çok geliştiğini söyleyebilirim. Ben de düşünüyordum bu millette ne cesaret var, duramayacakları mesafelerde takip yapıyorlar diye :) Sonrası yoldaki zemin bozukluklarında eski lastik çok geziyordu ve hiç tutuş yok gibiydi. Angel GT de ise pozitif olarak çok fark olduğunu söyleyebilirim. Virajların da çok daha keyifli olduğunu, ısınma ve tutuş konularının ne kadar geliştiğini söylememe gerek yok herhalde. Vakitsiz kısa süreli bir yağmur sürüşünde de ıslak zemin perfomansını güvenli bulduğumu söyleyebilirim. Angel GT yi asıl seçmemdeki amaç touring lastiği olduğu için supersport bir lastiğe göre en az 50% fazla mesafe dayanması idi. Onu da ilerleyen zamanda göreceğiz.

Konu lastiğin ne kadar gideceğine gelmişken; 1000 tl ye bir takım lastik alıp iyimser olarak 10000 km yol yapacağımızı düşünürsek km başına maliyet 0,10 tl yani 10 kuruş yapıyor. Motorla 100 km de 6 litre ortalamamız olduğunu varsayalım (iyimser tahmin), 5 TL/lt benzin fiyatı ile km de 30 kuruş benzin sarfiyatımızın yanında 10 kuruş da lastik maliyeti olduğunu düşünebiliyor musunuz? Bakım, vergi harç gözardı edilirse; birim km maliyetinin 25% si lastik!!!!

Bakım:

39.000 in sonlarına doğru motosikletin bakımını da yaptırdım. Önceki sahibi Mustafa sağolsun ne yapacağımı en ince detayına kadar anlatmıştı. İlk iş gerekli malzemeleri almaya çıktım Kahramanlar'a. Bir iki yere gidip parçaları sordum. Kimi kısa ve net yanıtlarla, kimi ağzındaki keki yutup da ayağa kalkma zahmetinde bulunmadan adeta "biz bir şey satmak istemiyoruuuuz" diye bağırarak ister istemez beni Mustafa nın da önerdiği Burak21 e yönlendirdiler. Sağolsunlar orada sorulara daha uzun ve makul yanıtlar ve genel olarak bir ilgi görme şansımız oldu. Motul5100 15/50 yağ, KN yağ filtresi, NGK iridyum buji yi toplam 375 civarına aldım. Hava filtresini başka yerden almak zorunda kaldım. Malzemelerin hepsini bagaja koyup Akhisar a Ustama götürdüm. Onun da ağzının hiç ayarı yok. Hava filtresine bu orijinal değil dedi. KN yağ filtresine bir sürü laf saydı. Allah tan bujilere ve yağ a bir kulp bulmadı. Sonradan uyandım ben de. Madem yetkili serviste yaptırmak istemiyordum bakımı, malzemeleri bari oradan alsaydım ya. Bir dahakine öyle yapacağım inşallah.

Ustam benim ricam ile debriyaj telinin bakımını, yağlamasını, ayarını yaptı ama benim ricam olmadan gaz kolu-teli ni de ayarladığını söyledi. Ona göre debriyaj ve gaz tereyağ gibi olmuştu. Gel gelelim AEA da Fazer a söylemedik laf bırakmayan Fuat Bey in dediği gerçekleşti ve gaz kolum belli vites ve devir aralıklarında ON/OFF seklinde çalışır oldu. Yani gazı dozlaması eskisinde daha zor hale geldi ve kontrollü gaz açmaya çalışırken gazın birden açılıp motorun ileri atıldığını görür oldum. Tereyağ dan kıl çıkmıştı anlayacağınız. Zamanla azaldı bu şikayeterim ama yolum bir daha düştüğünde al bunu eski haline getir diyeceğim.

Bakım sonrası ne değişti derseniz, bana göre hiç bir şey. Zaten problem yoktu motorda. Daha iyi gitmiyor, daha az yakmıyor. Sadece uzun vadeli korumak için yatırım yaptık galiba. 

Selamlar

Erhan